Emperyalist güçlerin kafasının arka planında Büyük Ortadoğu Projesi’nin yerine Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin hayat bulması var.
Bu güçler Suriye üzerinden bunu gerçekleştirmek için Colani’yi kullanabildikleri kadar kullanmaktan imtina etmiyorlar, etmeyeceklerdir. Şam Eyalet Projesi adını verdikleri ve bunun diğer Ortadoğu ülkelerini de kapsayan gelişmeler şimdilik gizli tutulmaya çalışılıyor.
Başını ABD’nin çektiği İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da destek verdiği Şam Eyalet Projesi ilk aşamada Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin’i kapsama alanına alıyor. Ahmet eş Şara’yı bu görevde kullanmak isteyen ABD son zamanlarda Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın dostlar pazarda görsün taktiği izleyerek, sözde Suriye’nin bütünlüğünü sağlamaya yönelik olarak, ‘’Tek devlet, tek millet, tek ordu’’ söylemi bazı kesimlerce sinsi bir yapının inşasına yönelik adımlar olduğu vurgulanmaktadır. Özellikle Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) ısrarla silah bırakması ve Suriye’ye entegre olmasını her defasında dilinden düşürmeyen Tom Barrack’ın bu girişimi kabul görmemesi üzerine devreye Fransa girmekte gecikmedi.
Geçtiğimiz hafta Paris’te SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile bir araya gelen Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot’un her ne kadar Suriye’nin birliğinden söz etse de Kürtlerin tüm haklarının korunacağına yönelik tüm gelişmeleri dikkatle izlediklerini söylemesi de pek karşılık görmüş değil. Abdi’nin görüşmede Kürtlerin silah bırakmasının gündeme gelmediğinin altını çizmesi kafalardaki soru işaretlerinin sahada da karşılığının olmadığını göstermektedir. Abdi ile Barrot’un görüşmesinin hemen akabinde diploması ataklarını Ürdün’de sürdüren ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın öne sürdüğü birçok argüman ise İsrail tarafından da pek kabul görmüşe benzemiyor.
Tom Barrack ve ABD’nin Şam Eyalet Projesi’nin kapalı kapılar ardında konuşulup hayat bulması demek bir taraftan İsrail, bir taraftan da Türkiye’nin bölgede hangi görevleri üstleneceği Amerika’nın jandarmalığında belli olacak. Ancak İsrail her ne kadar ABD’nin sözünden çıkan bir ülke olmaması dikkate alınsa da bu projenin tarihte Şam’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun bir eyaleti olması nedeniyle Türkiye’nin ilerde Suriye’nin sahipliğine soyunması endişeleri taşıyacağından dolaya karşı çıkması da başka bir sorun oluşturmaktadır.
ABD, Şam Eyalet Projesi’nin kapsama alanına ileriki aşamalarda bazı Arap ülkelerinin de katılması Suudi Arabistan’ın bu projeyi sesiz sedasız renk vermeden uzaktan izlemekle yetinmesi de İsrail’i rahatsız ediyor.
ABD Ortadoğu’yu biçimlendirmeye Suriye üzerinden yapmaktan kaçınmıyor. Bunu Ahmet eş Şara ile gerçekleştirip gerçekleştirememesi ise uzun vadeli değil, en kısa sürede sonuca gitme yöntemini izlemesi sahada atılan adımlardan anlaşılmaktadır. Özellikle Tom Barrack’a rağmen Kürtlerle bir türlü yol alamayan Ahmet eş Şara’nın da geleceği pek aydınlık görülmüyor. Âdem-i Merkeziyetçi bir siyasal yapı ile silah bırakmamada direnen SDG, İŞİD ve diğer tedhişçi örgütlerin varlığının her an vücut bulacağının kaçınılmazlığını dillendirmesi haklılığını ortaya koymaktadır.
ABD, Ahmet eş Şara’yı bir süre daha izleyecek. Suriye’deki gelişmelerin istenen seviyede seyretmemesi Şara’nın da misyonunun sonu demek olur. Hey’et-i Tahrirü-Şam (HTŞ)’nin iç yapısında halen binlerce talancı ve tedhişçi silahlı örgütün bulunması da işin ne denli karmaşık olduğunu gözler önüne seriyor.
Suriye’de sadece Araplar değil, Kürtler, Aleviler, Dürziler ve başka Hıristiyan halkların da yaşadığı gerçeği unutulmamalıdır. Bu gerçekliği göz ardı ederek, ‘’Tek milleti, tek ordu, tek devlet’’ yaklaşımında diretmek hayatın olağanlığını inkâr etmek demek olur.
Emperyalist güçler için Suriye yeni bir deneme sahasından ibarettir. Buradaki siyasal atraksiyonları zigzag çizse de tek hedefleri Ortadoğu’da yeni sınırlar çizmek ve yer altı kaynaklarının kontrolünü ele geçirmekten başka bir şey değil.