Hey’etu Tahriri-Şam (HTŞ) Lideri Ahmet Hüseyin Eş Şara liderliğinde Baas rejiminin devrilmesinin ardından, Suriye’de sular bir türlü durulmak bilmiyor. Önce Alevilere, şimdi de Dürzilere yönelik olayların seyri iç savaşı tetikler nitelikte sürüyor.
Son bir hafta içinde kaynayan kazan gibi fokurdayan Suriye’de iç savaşın fitilini dinamitleyen gelişmeler kaygı verici bir boyuta evrildi. Birkaç ay önce El Aleviye Dağları ile Asi Nehri boyunca uzanan Lazkiye ve Tartus’u kapsayan ve çoğunluğunu Nusayriler olarak bilinen Alevilerin yaşadığı bölgelere yapılan saldırıların izleri henüz hafızalardan silinmeden, bu kez de Dürzi azınlığa yönelik katliamların gün yüzüne çıkması cihatçı örgütlerin Suriye’nin rahat bir nefes almasına ve yeniden yapılanmasına izin vermiyor. HTŞ’nin kendi iç yapısında kümelen tedhişe ve talana meyilli cihatçı bazı gruplar yerel halktan bazı kesimleri de yanlarına alarak Dürzilerin yoğunlukta yaşadığı Kuzey-Kuzeybatı ve Kuzeydoğu mahallelerine baskınlar düzenleyerek katliama varan eylemlerde bulunmaları olası bir iç savaşa zemin hazırlar nitelikte.
Eş Şara yönetimi ülkenin çok kültürlü, çok dinli, çok dilli yapısını görmezden gelmesi ve dayatmacı İslami bir yapıyı inşasındaki tavrı ülke genelinde huzursuzluğa ve paniğe neden olmaktadır. Bu dayatmalardan cesaret alan cihatçı gruplar da önüne gelen her topluluğa ve halka karşı kin ve nefret tohumlarını yaymanın peşinde koşmaktan haliyle kendilerini alamamaktadır. Hoşnutsuzluk Dürzilerle, Alevilerle sınırlı kalmamaktadır elbette. Başta Kürtler olmak üzere Ermeniler, Süryaniler ve diğer Hristiyan halkların da sisteme güvenmeme eğilimi her geçen gün artmaktadır.
İktidara geldikleri 2024 yılından bu yana elle tutulur bir sistemin halen kurulamaması kendi iç yapısının birçok cihatçı gruptan oluşması nedeniyle, her kafadan seslerin yükselmesi de Şara’nın tavrında etkili olduğu görülüyor. Suriye birçok halkın bir arada yaşadığı bir ülke. Ancak bu bir arada yaşama iradesi dayatmalara evrilmesi yönetimin uzun süreli ayakta kalmasını mümkün kılmıyor. Seçimle işbaşına gelmeyen Eş Şara’nın en büyük girdabı da bence bu.
Bir ülkenin gerçeklerinin dışında bir siyasal sisteme yönelmesi diktatörlüğün bir başka boyutunu akla getirmektedir. Kürdün, Arabın, Alevinin, Dürzinin ve daha birçok halkın var olduğu Suriye’de kurulacak bir sistem ancak çoğulcu, demokratik, laik ve ademimerkeziyetçe bir yapıyla ayakta kalabilir. Bunun yolu da yönetimde her halkın temsil edilmesi ve bir arada ortak yaşamın inşasından geçer. Ama şu ana kadar gördüğüm gerçeklik bunu da pek mümkün olmadığı yönünde.
Aslında bu olayların bir nebze de olsa fitilini ateşleyen ve zemin hazırlayıcısı ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’tan başkası değil. Barrack’ın ‘’Tek ülke, tek millet, tek ordu’’ çıkışı Şara ile birlikte diğer cihatçı örgütlere güç verdi. Barrack’ın bu gerçeklikten uzak yaklaşımı her ne kadar ABD’li bazı senatörler ve Pentagon tarafından eleştirilse bile güç sahada kendini hissettirmekten kaçınmıyor.
Şara ve yönetimi ülkenin gerçekleri ışığında siyasal bir yapı inşa etmemeleri halinde, diğer cihatçı grupların sahadaki saldırılarına da zemin hazırlıyor. Halen adam kaçırma, fidye isteme ve talan dayalı bir zihniyetin Suriye’nin her bir köşesinde hazır kıta halinde beklediği de gelen duyumlar arasında. Bunun son bulmaması demek Suriye’nin önünde kaçınılmaz bir iç savaşın olması demek. Bu savaş kısa süreli değil, uzun aylara yayılacak bir savaş olacak. Akabinde de Suriye’nin bölünmesi gündeme gelecek. Şara’nın akıbeti de böylelikle belirlenmiş olacak. Aslında Şam’ın bundan böyle yamalı bir bohça gibi hiçbir tarafı yeni yama kaldırmayacak şekliyle ayakta kalması da mümkün görünmüyor.