Yıllardır cezaevinde tutuklu bulunan HDP’nin eski eş Başkanı Selahattin Demirtaş, adeta bir siyasi manifesto denecek bir yazı kaleme aldı. Satırlar arasında turlayan herkesin tekrar tekrar okumaktan kendini alamadığına eminim.

Demirtaş, bir siyasi tutuklu olmasına rağmen her şeyi elinin tersiyle iterek, kardeşlikten, silahların susmasından ve ortak yaşamdan söz ediyor.

Yaklaşık on yıla yakın bir zamandır cezaevinde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş, yazısında öyle yaklaşımlarda bulunuyor ki, okuyanın altına imza atmaması mümkün değil. Yüreğinin en derin kuytularından seslenen Demirtaş, Türkiye’de yılların anlamsızca nasıl heba edildiğini vurgularken, kullandığı dilin samimiyetini ortaya koymaktan kaçınmıyor.

Demirtaş, bence son yıllarda Türkiye’de yetişmiş ender siyasetçilerin başında geliyor. Meclis kürsüsünden ve halka hitap ettiği alanlarda, ayrıştırıcı, ötekileştirici yaklaşımlardan kaçınmayı bilen biri olarak karşımıza çıkıyor. Oysa sürecin kilit kavramı “silah” değil “kardeşliktir’’ diyen Demirtaş, ‘’Silah, kardeşlik hukukunu örselediği, kanattığı için tabii ki öncelikle silah aradan çıkmalıydı. Bununla eş zamanlı olarak da kardeşlik hukuku ve duygusu onarılmalıydı. İşte buna ilişkin etkili, sonuç alıcı tek bir adım bile atılmadı. Çıkarılması gereken yasalardan söz etmiyorum, henüz o konuda da ilerleme olmadı ancak yasadan önce yapılması gereken şey, duyguda birliği sağlamaya yönelik çalışmalardır, bunlar yapılmadı’’ derken duygularının ne denli samimi olduğunun üstüne basa basa anlatmaktan kaçınmıyor.

‘’Yasa Meclis’ten önce halkın bilincinde yapılmalıdır’’ diyen Demirtaş, manifestosunda, ‘’Yasa nerede yapılır?” diye sorulsa herkes net bir şekilde “Meclis’te” diye cevaplayacaktır, ancak bu cevap doğru değil. Yasa toplumda, halkta, millette yapılır; Meclis ise o yasayı norma dönüştürür ve bağlayıcı hale getirir. Dolayısıyla kardeşliğin yasaları önce halkın bağrında, yüreğinde, benliğinde ve bilincinde yapılmalıdır.

İşin esası ideoloji, teori, norm değil duygudur. Kardeşlik önce duyguda kurulur, sonra Meclis onu norma, yasaya dönüştürür. Ortada duygu yokken yasa yapmaya kalkarsanız hem zorlanırsınız hem de halkın iradesinin tersine adım atmış olursunuz. Her şeyi getirip yasaya bağlamak ve sanki yasalar çıksa tüm sorunlar hemen o saat çözülecekmiş gibi bir beklentiye girmek büyük hatadır. Mesela Meclis yarın, ‘Kürtler ile Türkler kardeştir ve birbirlerini sevmek zorundadırlar’ diye bir yasa yapsa mesele hallolur mu? Sabahına herkes birbirini sevmeye mi başlar?

Evet, Kürt ile Türk kardeştir, birbirlerini kardeş gibi, ana gibi, yar gibi sevmelidir. Fakat son yüz yılın hataları nedeniyle araya kan girdi, silah girdi, ayrımcılık girdi. Tamamı Türk ve Kürt analarının evladı olan 50 bin kardeşimiz Türkiye’nin her mezarlığında toprağın altına girdi, bazılarının mezarı bile yok. Öfkeler, kızgınlıklar, kırgınlıklar, nefretler, intikam duyguları birikti, birikti, kardeşlerin arasına girdi. Bunları gidermek, yasımızı ve acımızı ortaklaştırmak, yaralarımızı karşılıklı sarmak, göz göze bakıp kardeşçe sarılmak, hüzün ve sevinç gözyaşlarını aynı anda dökmek yasadan çok daha öncelikli, yapıcı ve kalıcı olur. Zaten bunları yaptıktan sonra yasayı yapmak çok kolaydır ve o iş artık sadece küçük bir detaydır’’ dedi.

Selahattin Demirtaş, manifestosunun can alıcı başlıklarını sıralarken, heba edilen yıllara ve binlerce canın aramızdan yitip gitmesini yüreği burkularak anlatışını ise okuyan herkesin derin bir ‘’Ah’’ çektiğinden eminim. İşte Demirtaş’ın manifestosunun diğer başlıkları:

-Liderler ve komisyon üyeleri; Adnan Menderes’in, Alparslan Türkeş’in, Orhan Doğan’ın ve Mehmet Sincar’ın mezarlarını ziyaret edip oradan Anıtkabir’e gitselerdi.

-Konya’da Mevlana’yı, Doğubayazıt’ta Ehmedê Xanî’yi ziyaret etselerdi.

- Diyarbakır’da Amedspor ile Trabzonspor arasında bir kardeşlik maçı organize etselerdi. Tüm Diyarbakır, Trabzonspor ve Amedspor bayraklarıyla donatılsaydı. Karadeniz’den akın akın gelen kardeşlerimiz Diyarbakırlıların evlerinde misafir edilselerdi, stadyuma maçı izlemeye birlikte gitselerdi. Vanspor, aynı şekilde Kayserispor’a konuk olsaydı ve Kürt kardeşlerimiz akın akın Kayseri’ye gidip evlerde misafir olsalardı.

-Milli futbol takımı, bir maçını Diyarbakır Stadyumu’nda oynasaydı ve Diyarbakırlılar Milli Takım’a canı gönülden sahip çıksalardı.

-Bir otobüs dolusu genç Edirne’den, bir otobüs genç de Hakkari’den yola çıksaydı, Anıtkabir’de buluşup Türkçe ve Kürtçe bir kardeşlik bildirisi okusalar, bildiriyi Anıtkabir defterine de yazsalardı.

-Bir otobüs dolusu genç İzmir’den, bir otobüs de Kars’tan yola çıksa ve Çanakkale Şehitliği’nde buluşup kardeşlik bildirisini Türkçe ve Kürtçe okusalar, oradan beraberce Ankara’ya, Meclis’e gelip bildiriyi Meclis Başkanı’na teslim etselerdi.

-Kültür Bakanlığı’nın girişimiyle yedi bölgede kardeşlik konserleri düzenlense ve TRT sanatçıları ile Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) sanatçıları aynı sahnede Türkçe ve Kürtçe kardeşlik türküleri, şarkıları söyleselerdi.

-Milli Eğitim Bakanlığı’nın girişimiyle Kürtçe - Türkçe ve Türkçe - Kürtçe sözlük ile gramer kitabı basılsaydı ve tüm öğrencilere ücretsiz dağıtılsaydı.

-Bursa Ulu Camide ve Diyarbakır Ulu Cami’de aynı anda Türkçe ve Kürtçe kardeşlik hutbesi okunsaydı.

-Evlatlarını çatışmalarda kaybetmiş Türk ve Kürt anaları kol kola girip beraberce mezarlıkları ziyaret etselerdi, akşamına da Beştepe’de Cumhurbaşkanı tarafından ağırlansalardı.

Demirtaş, halen cezaevinde olmayı hak ediyor mu diye sorasım geliyor. Bana kalırsa ‘’Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na düşen en öncelikli konuların başında Demirtaş’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşturulması yönünde gerekli girişimlerde bulunmasının artık kaçınılmaz olduğudur.