Suriye’de her geçen gün belirsizlik devam ediyor. Geçici Cumhurbaşkanı Şara, ülkenin gerçekleriyle değil, dünyanın duymak istediği söylemlerle iktidarını sürdürmek ve muhalifleri bastırmak istiyor.

Ama unuttuğu bir şey var; Saha gerçekliği bunun tam tersi yönde seyir izliyor.

İktidarı devraldıktan bu yana geçen süreç içinde yaptıkları, söylemleri ve eylemleri güven vermeyen bir boyuta evrilen Şara ne yaparsa yapsın batıya şirin görünmesi hayatın dayattığı gerçeklerden kendini soyutlayamıyor. Henüz hiçbir devlet kurumunun istenen seviyeye gelememesi, kendi iç yapısına dahi hâkim olamaması Şara’nın kredisini tükettiği anlamına gelmektedir. Özellikle muhalif kesimlere yönelik tehditvari açıklamaları da hayatın gerçekleriyle uzaktan yakından ilgisi olmadığı gün gibi ortada dururken, her kesimin kendisine biat etmesini diretmek Esad diktatörlüğünün başka bir versiyonundan öte bir adım değildir.

Çeşitli cihatçı grupların bir araya gelerek oluşturduğu HTŞ’nin halen ayakta kalıp kalamayacağı muamması da çözülmüş değilken, Kuzey Doğu Suriye’de SDG’nin on yıldan beri kurduğu yönetim şekliyle onu rahatsız ediyor. Ülkenin birçok kesimiyle kurduğu ittifak ve yönetme şekli SDG’nin düzenli bir ordu kurması sahanın gerçekleriyle tam anlamıyla uyumlu bir yapılanma içindeyken Şara’nın ısrarla koşulsuz olarak kendilerine katılmasını istemesi ütopyadan başka ne olabilir bilmiyorum.

Şara, iç yapısına hâkim olması gerektiği yerde, ülkedeki Alevilere, Dürzilere ve diğer azınlıklara yönelik tehditleri de karşılık bulmaktan yoksun. Düzenin kurumsallaşmasından yoksun bir Suriye’de neyin ne olacağı halen belirsizliğini korurken Kürtlere yönelmek ve temelden yoksun bir yaklaşım sergileyerek adeta biat etmesin istemek ne kadar gerekçi olabilir ki. Şara’nın yapacağı ve saha gerçekliğiyle uyumlu olabilecek bir yöntem üzerinde düşünmesi gerekir. İŞİD barbarlığına karşı en büyük direnci göstere Kürtlerle ortaklaşmadan yönetmenin çok zor olduğunu görmesi için Şara’nın bir an önce Suriye gerçekliğine dönmesi gerekir.

Bana kalırsa Şara, dünyanın duymak istediği ve şirin görünme eğiliminden vazgeçerek gerçek politikalar etrafında yeniden bir yapılanmaya yoğunlaşmalıdır. Eğer bunu gerçekleştiremezse ülkenin yeni bir iç savaşa evrilmesi kaçınılmazlığını görmelidir.

Bir taraftan İsrail, bir taraftan ABD ve Avrupa ülkeleri, Sudi Arabistan ile Türkiye’nin sahadaki politik gelişmelere yaklaşımı bilinmektedir. Bunları tümünden ders çıkarması gereken Şara, adeta kafasını kuma gömmüş çaresiz bir şekilde çırpınarak ne yapmak istediğini bilememenin kararsızlığıyla karşı karşıya. Şara, ülkenin geleceğinde söz sahibi olmak istiyorsa yapacağı bir tek yol var. Siyasal İslam ideolojisinden ziyade demokrasiye yönelmesidir. Bir diktatörden başka bir diktatör yaratmanın hevesine kapılmamalıdır.