Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kendi tarihine gömülmekten bir türlü kurtulamıyor.
Oysaki kendi geçmiş hatalarını görmezden gelen partilerin iktidar olma şansının bulunmadığı gerçeği maalesef ikircikli yaklaşımlarla görmezden gelinmektedir. CHP bunu hep yapagelen bir parti imajından kurtulmayı başaramamıştır, bu gidişle de başarması mümkün görünmüyor.
Meseleyi basitleştirmeden kısa bir tarihi hatırlatmada bulunacaksak CHP’nin kendi tarihsel olguları içinde halen unutulmayan çok vahim hatalar barındırdığı gerçeği var. Mesela Şeyh Sait, Dersim, Zilan, Ağrı gibi tarihe mal olmuş olayların baş mimarı CHP’den başkası değil. Aslında bu olayları takip eden Mecburi İskân gibi insanları evinden barkından eden insanlık dışı uygulamaların da temelini atan CHP’den başkası değil. Tarih hafızaların tazelenmesi demek.
Son günlerde Barışa dair atılan adımların Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmaları elbette ki gelecek adına alınacak kararların ve atılacak adımların önemi tartışma konusu bile olamaz. Türkiye tarihsel bir süreçten geçiyor. Bu süreci kalıcı hale getirmek ve barışa evrilmesini sağlamak her vatandaşın görevi olsa gerek. Türkün de Kürdün de bu tarihsel süreçte el ele vermesi kadar doğal ne olabilir bilmiyorum. Süreci sulandırmadan yol alması için her kesin, her kesimin elini taşın altına koymak gibi tarihin omuzlarına yüklediği bir gerçeklik de var.
Şimdi, meseleyi biraz irdelemekte yarar var. CHP sol, sosyal demokrat bir kimliğe sahip olduğunu her kulvarda dile getirmekten imtina etmeyen bir parti. Ancak bu şu andaki parti, kararları, uygulamaları ve takındığı tavırlarla örtüşmekten uzak. Bana kalırsa mesele İmralı Adası’na gidip gitmemenin çok daha ötesine demir atmış durumda. CHP, İttihat ve Terakki zihniyetinden kendini halen kurtarmış değil. Buna günümüzde suratlarına milliyetçilik maskesi takmış İyi Parti, Zafer Partisi ve irili ufaklı bazı partilerin çığırtkanlığına tamamen teslim olmuş gibi. Yanı bir bakıma CHP’nin ayağında zaten var olan prangaya, bütün bedenini prangalarla hapsetmiş durumda.
Elbette ki, her parti kendi hür iradesini ilkeleriyle hayata geçirme yetkisine sahiptir, bunu tartışma konusu bile yapmamak gerekir. Ancak ilkeler dendiğinde hayatın gerçekleri ötelenmeden vücut bulması kaçınılmazlığı var. Aslında Özgür Özel’in son zamanlarda cesur adımlar attığı görülmesine rağmen, parti organlarında halen etkinliği çok fazla olan ulusalcı akımın etkisinden kendini kurtaramaması gelecek adına umutların yeşermek yerine körelmesine neden olduğu gerçeği de gözden kaçmamalı. Bir de buna yukarıda zikrettiğim partilerin çığırtkanlıkları eklenince korku, endişe, kaybetme gibi vasıfların paslanmış prangaları beraberinde getirmesi kaçınılmaz oluyor.
Eminim ki, önümüzdeki süreçte Barışa dair atılan adımların Türkiye’de hak ve hukukun, adaletin, özgürlüklerin kalıcı olması adına sorumluluk yüklenmiş her kesin ve her kesimin tarih karşısında başının dik olmasını sağlamış olmasıdır. Gerçeklere dayanılarak yazılmış tarihlerin gelecek kuşaklara bırakılacak en büyük miras olduğu unutulmamalıdır.
CHP kendi tarihsel geçmişini korkmadan, çekinmeden, hiçbir baskı altında kalmadan irdelemeli ve özeleştiri yapmaktan kaçınmadan geleceğe odaklanmalıdır. CHP’li dostlara bir hatırlatma yapmadan geçemeyeceğim. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile yaptığı ve tarihe kara bir leke olarak iz bıraktığı ‘’Gizli Protokol’’ ilkeli bir duruş muydu? Kendi istikbali adına ülkeyi bir iç savaşa dahi sürükleyecek bir şahsiyetle yol yürümek ne denli ilkeli bir duruş bilmiyorum.
Aslında bunları yazarken vicdanım sızlamıyor dersem yalan olur. Türkiye’de ana muhalefet partisi olan CHP beyinleri örümcek ağıyla örülmüş bir avuç azınlığa değil, milyonları kucaklayan tarihsel gerçekleri göz ardı etmeden yol alması ilerisi için önemli bir adım ve gelişme olur.