Bu cümle bana ait değil! Koca şair Can Yücel’e ait. Kendi vasıfları yeterli değilken size sataşanlara karşı bu dizeyi kullanabilirsiniz.

Kendi bahçende bir gül dalı bile olamazken!

benim bahçeme girip ağaçlık taslıyorsun!..."

Küfrün bir ağıza en güzel yakıştığı, kelimelerle inanılmaz güzel oynayan, güler Yücel’e yazdığı şiirleri okurken sürekli yere bakarak utanan bir şair Can Yücel.

Kendi Bahçende Bir Gül Dalı Bile Olamazken1

“Kuzu gibi olun diyorlar, büyüyüp ortaya çıkınca koyun gibi gütmek için sizi" demiş geleceği gören şair. Çıktığından beri takip ettiğim birikim dergisinin 4 kurucusundan biridir. Derginin diğer kurucuları ise Onat Kutlar, Murat Belge 1968 hareketinin unutulmaz ismi Ömer Laçiner. Merhum Gazi Yaşargil ile sınıf arkadaşı, vakti zamanında Bülent Ecevit ile ortak anıları olmuş bir mahalle arkadaşı.

Sık sık internet ortamında altyapısı olmayan şiir konusunda bilgisi yerlerde sürünen kişiler tarafından şiirleri ve sözleri paylaşılan, aşk acısını dindirmeye çalışmak ya da sevgiliye laf yetiştirmek için şiirleri kullanılan büyük şair. Hz. Mevlana’nın şiirleri gibi belirli bir çıkar uğruna eline şiir kitabı almamış kişilerin bile "çok kültürlüyüm ben neymişim bak ne şiirler buldum" diyerek nice salağın şizofrenik hallerine malzeme olmuştur. Şiirleri paylaşılıyor evet, hatta bir yere kadar onun şiirini acemice taklit eden dizelerin paylaşılması, ona yeni yeni nükteler yakıştırılması hoş bir şey bile değil.

Onu önce zamanlar Mizah dergisi Leman’daki yazılarından tanıdım. Tatil için eşimle Datça’ya gitmiştim. Bir gözlemeciye gelirdi. Can Yücel yüksek oktavlı sesiyle arkadaşlarıyla konuşuyordu. Konuşmaya cesaret edemedim. Onun küfürlü hazır cevap yanıtları olduğunu biliyordum. Fuarda kitap imzalatan bir genç çifte “Madem yeni evlisiniz bu sıcakta ne işiniz var Gidin evinize oynaşın” dediğini gazeteler yazmıştı.(Cümlesi çok daha müstehcendi. Hanım okurlarıma saygıdan yazamadım…)

Birçok şiirini ezberledim

“Diyarbakır Dicle Köy Enstitüsünde Kekik Kokulu Yıllar” adlı yazımdaki bölümü anımsatayım. Can Yücel Babasını anlattığı “Hayatta ben en çok babamı sevdim” adlı şiirde bu dizeleri yazmıştı.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti

Geldi mi de gidici

Hep hep acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi

Atlastan bakardım nereye gitti

Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Bu şiir yeterince zaman ayrılmamış yalnız bir çocuğun babasına serzenişi idi. Belki de küçükken gazetede gördüğü bir fotoğraftan dolayı bir ara küstüğü babasına olan eleştirisini yıllarca içinde saklamıştı. Gazeteci Hasan Pulur bir imza gününde söyleşi de onun anısını anlatınca çok duygulandım, Can yücel babası Hasan Âli Yücel Diyarbakır Dicle Köy Enstitüsü’nün müdürü Nazif Evren’in oğluna hediye ettiği fotoğraftaki akordeonu gazetede görünce çok üzülmüştü. Hasan Âli Yücel oğlu Can Yücel’in sitemine belki de bazı bürokratlara ders niteliğinde anlamlı bir yanıt vermişti. “Can şunu bilmen gerekir ki, önemli bir görevim var. Sadece senin değil, ülkedeki tüm öğrencilerin babasıyım” Şimdi herkes acaba bu düşünce ve sorumlulukta bürokrat var mı diye iç geçirmiştir.

Köy enstitüleri kurucusu Mahmut Makal’ın ilgili “Bizim Köy” adlı eserinden bir anı: Zamanın Maarif vekili (Milli eğitim Bakanı) Hasan Ali Yücel Eskişehir’deki bir koy enstitüsünün açılışına gelmiş. Oğlu can Can yücel da o zamanlar lise caginda yanında gelir. Bir ara Can Yücel’i görememişler. Büyük şair yaşıtları ile futbol oynarken bulunmuş. Onlarla kısa zamanda arkadaş olmuş. “Ben bakan oğluyum” kompleksi olmadığını belirtiyor.

Can Yücel’in birçok şiiri bestelenmiştir. “Yeşilmişik” Yeni Türkü gurubunun en ünlü şarklarından biridir.

Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar

Çıplaklığında o atın yine onlar koşacaklar

O çocuklar

O yapraklar

O şarabi eşkiyalar

onlar da olmasa benim gayrı kimim var?

Şair, yazar, felsefe hocasi, milletvekili, konservatuar ve köy enstitülerinin kurucusu Hasan Ali Yücel’in oğlu can yücel, 1926'da İstanbul’da dünyaya geldi. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. 1950 'de yurda geri döndü ve aynı yıl babasının önerisi ve desteği ile ilk kitabı ''yazma''yı çıkarttı. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu yıllarda Che Guevera ve Mao Zedung'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıla mahkum oldu. iki yıl sonra genel bir afla tahliye oldu. ‘Bir siyasinin şiirleri'' adli kitabini yayınladı... Önsözü yazan Refik Durbaş, kitabı ''Can Yücel'i geniş okuyucu kitlesiyle buluşturan, kişisel ve toplumsal yaşamın acı bir dönemini dile getiren, öfkeli, alaycı, boyun eğmeyen, siyasal şiirlere ağırlık verilen bir kitap'' olarak değerlendirir.

Can Yücel ise seneler sonra, bir röportajında "kişinin dış baskıların hışmı karşısında kendi özünü hırpalattırmamak için, hatta yitirmemek için kullandığı bir savunma mekanizması, baskının, acının üstüne gidiş" olarak nitelendi. 1973'de "Sevgi Duvarı" kitabıyla kitlelerle daha yaygın bir şekilde buluştu..."Ölüm ve oğlum", "Şiir alayi", "rengahenk", "Gökyokus", "Gece vardiyası", "Güle güle seslerin sessizliği" şiir kitaplarını yayınladı.

"Dilimizde akşamdan kalma küfürlerin bolluğundayız ”diyen şair 1960 yıllarında Türkiye İşçi Partisi’nin bir kongresinde gruplar arası ayrışma yaşanırken de tüzük hazırlanırken de kendini gösterir. Her konuşma yapan kendi hazırladığı tüzüğü övüp diğerini karalamakta tartışmalar bitmek bilmemektedir. Kürsüye sonunda can yücel çıkar ve "bu ülkede sosyalist olmak için tüzük değil büzük lazım büzük" der.

Özgeçmişini özetleyen kendi sözcüklerini de yazalım. ”Ben ömrümce muhalif yasadım, devletçe de menfi bi "tip" sayıldım. Onun için kan gurubum RH negatif... Üzerine yapışan yaşam tarzından kaynaklanan popülerlik bulutu dağıldığında asıl değeri çok daha net anlaşılacak olan, aslında büyüklüğü evrensel standartlarda bir şair olduğunu Gazeteci hasan Pulur bir söyleşide belirtmişti.

BBC Türkçe yayınlar bölümünde spikerlik yaptığı yıllarda nazım hikmet ölür. ve Nazımın öldüğü gün hiçbir şey yapmaz görevlilere de “ulan nazım öldü be” diyerek cevap verir. Tüm gün nazım okur çeviri yapmaz, o gün BBCde Türkçe yayını yapılamaz ve Can Yücel boykot yaptı falan da denince istifa eder Türkiye’ye döner. Adana’da cezaevinde kaldığı yıllarda gelen üzümleri uzunca süre bekleterek şarap yapar ve tüm koğuş sayesinde sarhoş olur.

Aslında evinden başka mal varlığı olmayan Şair Can Yücel’in kendi yazdığı “Bir mal beyanı” adlı makaleden alıntı yaparak biraz gülümseyip noktayı koyalım.

1- Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen

2- Gökyüzünde bir bulut

3- Bitlis'te beş, minare

4- Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili

5- Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı

6- Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü

7- On sekiz saç biti

8- Biri İngilizce 6 adet küfür.

9- Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht

10- Bi sürü saç sakal, kıl,tüy,yün

11-Üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank.

12- Bir ayakkabı çekeceği

13- Üç kuş, kanadı sesi.

14- Bir sürü kedi köpek.

15- Nakit 15 kuruş,

16- Anne babadan kalma yarısı yasanmış bir ömür…