Şehan Hasanpaşa hanı karşısındaki dar sokaktan Ar pasajına girdi. Terzi Niyazi’nin dükkânına girip bir kürsüyü çekip oturdu. Şehan masanın üzerindeki genelde sol içerikli dergi ve gazetelere göz atmaya başladı. Niyzai Usta Pasajın içinde yüksek sesle konuşanlara kızdı.

Konu bir Cuma namazından sonra Ar pasajında bir esnafın Ulucami imamına sorusuydu. “Hocam ben bir kızı seviyem anam istemeye gidecag, onun ailesi Farklı mezhepten onlar Şafii, ben Hanefi’yem. Evlenmemiz sakıncalı mı?” İmamın cevabı ”ikinizde Müslümansınız ama o Hanefi olsaydı daha iyi olurdu. Biliyorsun Ulu Camide şafiler ile Hanefilerin binası ayrıdır. Namaz ve bazı ibadetleride farklıdır.”

Beni Diyarbakır Iyileştirir1

Görsel: Terzi Niyazi, Diyarbakır 5 nolu cezaevi, Yazar Mehmet Uzun.

Terzi Niyazi elindeki cekete pamuk vatkayı yerleştirmeye çalışırken pasajın içindeki tartışmaya müdahil oldu. Gidip genç esnafın omzundan tuttu. Müstehzi bir gülümsemeyle “İkinizin evlenmesi için insan olmanız yeterli.” Bir yandan Diyarbakır Ulu Camii imamı ile hararetli bir tartışma yapmaya başladı. Niyazi ustanın dini bilgileri bir Din alimi ile tartışacak kadar çok birikimliydi. Yarım saat süren yoğun tartışmadan sonra İmamın; “Yav sen zeten gomonistsen sözlerinin bir kıymeti yok ki.” Tartışma Niyazi Ustanın orada bulunan hiç kimsenin anlamadığı bir söylemiyle bitti “Sen haftada birkaç saat bana uğrasan ikna ederem. Bir sene sonra 1920’li yılların başında Stalin ve Troçki arasında polemik konusu olan 20. Kongre ile başlayan kapitalist restorasyon dönemini tartışırız.” Son sözü karşılıklı iyi niyet temennileriyle! imam söylemek istedi. “Ben Beddua etmem, Bu akşam senin için dua edecagam. Cenabı Allah inşallah seni tez zamanda cennetine alsın!”

Niyazi Usta (Niyazi Tatlıcı1932-1977) keskin bir zekaya sahipti. hazır cevapları anlamlıydı ve sözlü mizahta kimse onunla yarışamazdı. Tanıdığı kişilerin tutarsızlığına sinirlenirdi, dobra dobra konuşurdu. “Hocam sana saygım çok büyük. Cenabı Allah benim ölüm acımı sana yaşatmasın! Seni dört kollu ile Mardinkapı’ya kadar taşımadan, arkandan cevizli un helvası dağıtmadan, bu zalım Dünyadan getmeye heç niyetim yoh!” Terzi Niyazi hocanın duasını tutacağından habersiz henüz erken bir yaşta 5 Kasım 1977'de bizlere veda etti.

Terzi Niyazi 12 mart 1971 askeri müdahalesi sonrasındaki ünlü "Balyoz Harekatında", Diyarbakır'da ilk gözaltına alınan Behice Boran’ın dönemindeki TİP partisinin ileri gelenlerinden biriydi.

Diyarbakır Ar Pasajında, çeşitli görüşten insanların uğradığı, memleket meselelerinin tartışıldığı dükkânı merkez olmuştu. Diyarbakır'a yolu düşen sol görüşlüler ona uğramadan gtmezlerdi. Terzi Niyazi Silvan'da doğdu.. İlkokulu Silvan'da okuduktan sonra Diyarbakır’da küçük yaşta terzi Şemsi Usta'nın yanında çıraklığa başlamıştı.

1960'lı yıllarda siyasal yaşamına TİP (Türkiye İşçi Partisi) içindeki Dr. Tarık Ziya Ekinci ile Kürtlerin büyük kısmının yer aldığı "Doğulular Grubu"nda yer aldı. 1969 yılında Niyazi Usta, Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nde DDKO ( Devrimci Demokratik Kültür Ocağıi) davasından tutuklu olarak yargılandı. Bir yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra beraat etti.

Şehan ile Sarıpişo Dagkapı’da Dilan sinemasından gündüz matinesinden çıktılar. Ali Emiri 1. Sokakta Foto Özçetin önünden geçtiler. Şehan ilk sapağın başında yıldız sinemasına giden yolun başında durdu. “Sarıpişo burda dur, ben bir emanet! alıp geleceğim “dedi. Sarıpişo itiraz etse de “senin aklın ermez benimle gelme” dedi. Üst katında Rizgari levhası yazan kahverengi binanın ilk katına çıkıp elinde bir dergiyle çıktı.

Lise caddesinde Çamlıca kahvesinde Terzi Niyazi’ye rastladılar. Çay davetine hayır demediler. Öğretmen Xalo Hüso (Hüseyin) Şehan’ı elindeki Rizgari dergisini inceledi. Terzi Niyazi’ye döndü. “Engerede (Ankara) okuyan Siverekli Öğretmen vardı ya… Neydi adı hani sanat okulu öğretmeni olacagti?” Niyazi hatırladı.“ Hee hetirledim Memo (Mehmed Uzun 1953- 2007) Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu'nda okuyor..”. Xalo Hüso bu Memo, Hüseyin Toptaş, Ali Yalçın, Çetin Dayı Komal yayınevini kurmuşlar. Rizgari (Türkçesi Kurtuluş isimli Kürtçe-Türkçe dergi) işte bu dergiyi yayınlılar.“

Alık alık bakan Şehan ile Sarıpişo ilk defa duydukları 1974 yılındaki bu derneklerin geçmişi ile ilgili sohbeti can kulağıyla dinliyorlardı. Terzi Niyazi “İstanbul ve Diyarbakir DDKD Şivancılar oldu. Ankara DDKD “Rizgarî”, İzmir DDKD ise “bağımsız” kaldılar. Legal alandaki bu tartışmalar nedeniyle zeten Şivan hareketi, “DDKD” ya da “Devrimci Demokratlar” diye ortaya çıktılar.” Şehan ile Sarıpişo Meyvalı Ünal gazozlarını bitirmişlerdi. Xalo Hüso gençlere döndü. “De Hade bazde, evli evine, köylü köyüne. Birinizin babası Melle (Hoca) Saripişonun babası Niyazi’yi sevmeyen bir CHP’li. Sohbetin sonu sizde hazımsızlık yapar. Sonra amel-i virik (Diyarbakır şivesinde ishal) olursuz”

Onların nazikçe kovmasına gerek kalmadı. Dağkapı Sino’nun lokantasındaki bol mezeli meyhane masasının finalini sade kahve ile yapmak isteyen Yanık Çarşı esnafı Terzi Hayrettin geleceğini kimse hesaba katmamıştı. Kahvede 16 yaşındaki oğlu Saripişo’yu görünce geldi. Hiç konuşmadan okkalı bir tokat attı. Sarıpişo Fenerli olmasına tezat cimbomlu olmuştu. Saçları sapsarı, yüzü kıpkırmızıydı.

Terzi Hayrettin, Xalo Hüso’ya “Ula sahte Brejnev (Dönemin SSCB Rusya Devlet başkanı Leonid Brejnev) çocuklarımızı niye kandırısan?) Terzi Niyazi’yede ters ters baktı. Çevrede ipli kürsülerde oturan ahali sarhoş olan Terzi Hayrettin’ne “Abe heyran ikinizde terzisiz ma eyıbtır.” Sözleriyle uzaklaştırdılar.

Terzi Hayrettin önde arkada iki suçlu! Gazi caddesinde Hasanpaşa hanının önünden geçerek sessizce takip ediyorlardı. Mardinkapı’da Ayakkabı tamircisi Pineci Kaso’nun önünde durdular. Sarıpişo Babası Hayrettin “sen burada bekle dedi.” Şehan’ı Abdaldede mehlesinde evine “adrese teslim” yaptı. Döndüğünde Sarıpişo’yu bulamadı. Yediği tokadın devamının evde katmerli bir şekilde devam edeceğini tahmin edrek tüymüştü.i.

Ertesi gün Abbasın Kahvesini açan Nurettin gözlerine inanamadı. Yeğeni Sarıpişo eyvan kısmında masaları birleştirmiş üstünde uyuyordu. Uyanınca dayısına “Beni kurtar dayı, Allahvekil babam beni öldürecag” Birkaç gün Dayısının evinde kalan Sarıpişo babaannesi Ebe Kamilenin “Uşagım cahaldır. (Cahil) Yoldan geçerken Terzi Niyazi onları çağırmış.” dediğinden af edildi.

Aradan 33 sene geçti. İsveç’de yaşayan, “Beni Diyarbakır iyileştirir” diyen yazar Mehmed Uzun 13 Temmuz 2006’da Diyarbakır’a geldi. Veni Vidi Hastanesi’ne kanser tedavisi gören Uzun, 13 kişiden oluşan genç bir doktor ekibi tarafından tedavi altına alındı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi de tedavi gördüğü hastanenin karşısındaki Dağkapı Meydanı’nda çadır kurdu ve burada "dengbejler divanı" oluşturuldu..

Mehmed Uzun hastanedeki odasında ayağa kalkarak pencereden sevenlerini selamladı. Ona el sallayanlar arasında Sarıpişo’da vardı. Kalabalıktan ak saçlı, ak sakallı birisi “Pişo nasılsan dedi.” Sarıpişo o yıl artık 48 yaşındaydı. Yaşlı adamı tanıyamadı. “Ben DDKD’li Hüso”yam” dedi. Xalo Hüso çok yaşlanmıştı baston yardımıyla yürüyordu. “Memo’yu son kez görmek istedim, beni de koymadılar. Sen ne yapisan” diye sordu. Ben İstanbul’da bir tıbbi cihaz firmasında müdür olduğumu söyleyince sevindi. Onu Dagkapıda daha sonra pandemide kaybettiğimiz Cigerci Xale Mehemeye götürdüm. Perdeli ciğer ısmarladım.

Xalo Hüso’yu yıllar sonra konuştukları beni üzdü. “Baban Terzi Hayrettin o gün bize kızmasaydı, Memo ile sende tanışacaktın. Bir gün sonra Mehmet Uzun kahveye geldi. Ben Terzi Niyazi ve Siverekli Memo ile sohbet ettik.” Bir iki günlük farkla Yazar Mehmet Uzun tanışmayı kaçırmıştım.

Xalo Hüso’ya “mamoste çok yaşlanmışsın” dedim. Sözleri insanın iç huzurunu sarsacak, depresif sözlerle doluydu. Müzeye dönüştürülmesine karar verilen 12 Eylül darbesinin ardından Akıl almaz işkencelere ev sahipliği yapan Diyarbakır 5 No'lu cezaevini kastederek; ”Benimki fizyolojik bir yaşlanma değil. 900 kişinin yaşamaya çalıştığı İçinden tabutunuz çıkacak bir cezaevinden oranın köpeği “Co”’ragmen 14 yıl sonra sağ çıktım. Birçok arkadaşıma ait ölüm hatıralarıyla yaşıyam. Artık içim çürüdü, Emekli olamadım. Oğullarım olmasa Deli Selim gibi küçelerde sürünürem…”