Son günlerde televizyonu açıyorsunuz, gazeteye bakıyorsunuz, sosyal medyada birkaç saniye dolaşıyorsunuz… Karşınıza hep aynı sahneler çıkıyor: Aşiret düğünleri.


Yerlere saçılan paralar, kolilere doldurulan altınlar, onlarca kişinin önünde dakikalarca para sayma gösterileri.

Her kare, her video aynı mesajı bağırıyor:

“Bakın ne kadar zenginiz, bakın ne kadar güçlüyüz.”

Peki soruyorum: Bu ülkede insanlar çöpten ekmek toplarken, pazar artıklarını poşetleyip evine sebze niyetine götürürken, bu gösteriş kime, neyi ispatlama çabasıdır?

Bu bir düğün mü, yoksa topluma karşı yapılmış bir görgüsüzlük manifestosu mu?

Toplum açlıkla boğuşuyor.

Emekliler, asgari ücretliler, işsiz gençler hayatın kenarına itilmiş durumda. Çocuklar okula aç gidiyor, aileler faturalar arasında boğuluyor.

Ama bir kesim, adeta bu yoksulluğun üstüne basa basa, insanların gözüne sokarcasına servetini sergilemeyi marifet sanıyor.

Asıl mesele para değil. Mesele vicdan.

Bu kadar mı insani değerlerini kaybetti bu toplum? Bu kadar mı duyarsızlaştık?

Bu kadar mı bencil, bu kadar mı çıkarcı olduk?

Ne oluyor bu insanlara?

Ne ara bu kadar robotlaştık? Ne ara “ayıp” duygusu, “utanma” hissi, “başkasının halini düşünme” erdemi buhar oldu?

Gelenek, görenek diye savunulan bu tablo, aslında geleneğin değil, çürümenin fotoğrafıdır.

Gelenek; paylaşmaktır, dayanışmadır, elindekini sakince kullanmaktır.

Gelenek; komşusu açken tok yatmamaktır.

Yerlere para saçmak, altınla övünmek, zenginliği şova dönüştürmek ne gelenektir ne de kültür.

Bu düpedüz görgüsüzlüktür.

Daha da vahimi şu: Bu görüntüler alkışlanıyor.

Paylaşım rekorları kırıyor. “Maşallah”lar havada uçuşuyor. Kimse dönüp de “Bu ayıp değil mi?” demiyor.

Kimse “Bu ülkenin hali ortadayken bu gösteriş yakışıyor mu?” diye sormuyor.

Toplum, kendi çöküşünü izlerken sessizce beğeni tuşuna basıyor.

Ve biz buna “normal” diyoruz.

Asıl tehlike burada başlıyor. Normalleşen her çürümüşlük, yarının utancı olur.

Bu yazı kimseyi hedef almak için değil. Ama herkesin kendine bakması için yazıldı.

Bir toplum, vicdanını kaybettiğinde; ne düğünü düğün olur, ne geleneği gelenek.

Geriye sadece gürültü, gösteriş ve koca bir boşluk kalır.

Belki de artık sormanın zamanı geldi: Biz neyi kutluyoruz? Zenginliği mi, yoksa insanlığın kaybını mı?

Cevabı dürüstçe veremiyorsak, sorun düğünlerde değil; hepimizde.