Türkiye’de yılın belli dönemleri vardır; yaprak dökümü gibi düzenlidir. Yazın orman yangınları, kışın kar, arada döviz, faizde dalgalanma…


Ve tabii ki her yıl hiç şaşmadan sahneye çıkan asgari ücret tartışmaları. Ne eksik ne fazla. Senaryo aynı, oyuncular aynı, diyaloglar bile neredeyse ezbere.

“Şu kadar olacak”, “Bu rakam masada”, “Kulislerde konuşulan son rakam” başlıklarıyla günlerce, haftalarca aynı filmi izliyoruz.

Oysa insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Her şey bu kadar belliyken biz neyi tartışıyoruz?

Türkiye’de ekonomik göstergeler açıklanıyor. Enflasyon oranları, açlık ve yoksulluk sınırları, kira bedelleri, gıda fiyatları ortada.

Bir kişinin, hatta bir ailenin insanca yaşayabilmesi için gereken rakamlar yıllardır hesaplanıyor.

Yani mesele bilinmezlik değil. Mesele rakam bulamamak hiç değil.

Peki o zaman neden bu kadar gürültü?

Asgari ücret, adından da anlaşılacağı gibi “en az” olanı ifade eder.

Bir lütuf değil, bir iyilik hiç değil. Buna rağmen her yıl bu konu sanki büyük bir sır perdesinin arkasındaymış gibi sunuluyor.

Rakamlar magazinleştiriliyor, beklentiler köpürtülüyor, sonra hayal kırıklıkları paketlenip servis ediliyor.

Dünyanın gelişmiş ya da az gelişmiş pek çok ülkesinde asgari ücret elbette tartışılır. Ama bu kadar dramatize edilmez. Kimse aylarca “acaba ne olacak” gerilimiyle yaşatılmaz.

Çünkü orada mesele, çalışanı belirsizlikle oyalamak değil; yaşam standardını korumaktır.

Bizde ise tartışmanın kendisi amaç haline geliyor.

Gerçek sorunlar konuşulmasın diye mi, yoksa gündem doldurmak daha mı kolay diye mi bilinmez, asgari ücret her yıl bir “reyting malzemesi”ne dönüşüyor.

Ekonomi biliminin konusu olması gereken bir başlık, magazin programlarının bile ana teması haline geliyor.

Olan kime oluyor?

Ay sonunu nasıl getireceğini düşünen milyonlara. Markette fiyat etiketine değil, kasadaki toplam rakama bakmaya korkanlara. Çocuğunun beslenme çantasını doldururken hesap yapanlara.

Asgari ücret tartışması, aslında bir ücret tartışması değil. Bir yönetim anlayışının, bir öncelik sıralamasının aynası.

Ne kadar konuşulduğundan çok, neden bu kadar konuşulduğu önemli.

Belki de asıl soru şu:

Asgari ücreti neden hâlâ “tahmin oyunu” gibi sunuyoruz? Çünkü belirsizlik, gerçeklerle yüzleşmekten daha konforlu. Ve biz, her yıl aynı filmi izlemeye devam ediyoruz.

Sürprizi olmayan, ama finali hep can yakan bir film.