Yaklaşık 40 yıl boyunca uluslararası seyahat uyarılarında ''yüksek riskli bölge'' olarak anılan Diyarbakır için yeni bir dönem başlıyor.


Kentin bu sınıflandırmadan çıkarılması, yalnızca turizm rakamları açısından değil, uluslararası algı bakımından da önemli bir kırılmaya işaret ediyor.

1980’li ve 1990’lı yıllarda yaşanan çatışmalar, Diyarbakır’ın küresel ölçekte güvenlik merkezli bir çerçevede anılmasına yol açtı.

2015–2016 döneminde Sur’da yaşanan olaylar ise bu algıyı yeniden pekiştirdi.

Uzun yıllar boyunca şehir, kültürel mirasıyla değil, güvenlik raporlarıyla gündeme geldi.

Oysa Diyarbakır, binlerce yıllık geçmişiyle yalnızca bölgenin değil, dünyanın en kadim yerleşimlerinden biri.

Diyarbakır 9 bin yıldır yaşamın kesintiye uğramadan devam ettiği kentler arasında yer alır.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri, bu tarihsel derinliğin en güçlü simgeleri arasında bulunuyor.

Roma ve Bizans dönemlerinden bugüne ulaşan bazalt surlar, dünyanın en uzun ve en iyi korunmuş savunma yapıları arasında gösteriliyor.

Hevsel Bahçeleri ise Dicle Nehri ile kent arasında yüzyıllardır süren yaşam bağını temsil ediyor.

Diyarbakır’ın uluslararası turizm çevrelerindeki yükselişi bununla da sınırlı değil. Kent, turizm alanında dünyanın saygın ödüllerinden biri kabul edilen Altın Elma ödülüne layık görülerek küresel ölçekte önemli bir takdir kazandı.

Dünya Turizm Yazarları ve Gazetecileri Federasyonu (FIJET) tarafından verilen bu ödül, bir destinasyonun kültürel miras, turizm potansiyeli ve tanıtım başarısını simgeliyor.

Diyarbakır’ın bu ödülü alması, şehrin çatışma algısından sıyrılarak kültür turizmi markası olma yolunda önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor.

Ayrıca Time Magazine tarafından ''dünyada gezilmesi gereken en güzel 100 yer'' listesine dahil edilmesi, kentin yeniden küresel görünürlük kazanmasını sağladı.

Bu tür uluslararası referanslar, seyahat uyarılarının kaldırılmasıyla birlikte Diyarbakır’ın turizm ivmesini güçlendirebilir.

Veriler de bu dönüşümü destekliyor.

2024 yılında 1,2 milyon, 2025’te 1,6 milyon ziyaretçi ağırlayan kent için 2026 hedefi 2 milyon olarak açıklandı.

Özellikle Avrupa ülkelerinin risk sınıflandırmalarını kaldırması, yabancı ziyaretçi sayısında belirgin artış beklentisini beraberinde getiriyor.

Ancak mesele yalnızca ziyaretçi sayısı değil.

Bir şehrin ''yasaklı'' imajından çıkması, aynı zamanda kolektif hafızada bir eşik anlamına gelir.

Diyarbakır’ın tarihi camileri, kiliseleri, hanları ve güçlü gastronomi kültürü — özellikle ciğer kebabı — artık daha geniş bir uluslararası kitleye anlatılma fırsatı buluyor.

Elbette asıl sınav şimdi başlıyor.

Kalıcı güven ortamı, altyapı yatırımları ve sürdürülebilir tanıtım stratejileri olmadan bu ivmenin korunması kolay değil.

Ancak bir gerçek var:

Diyarbakır artık yalnızca geçmişin çatışmalarıyla değil, kültürel mirası ve turizm potansiyeliyle konuşuluyor.

Belki de en çarpıcı değişim tam burada yatıyor.

Bir zamanlar ''gidilmez'' denilen şehir, bugün ödüller alan ve listelere giren bir destinasyona dönüşüyor.

Diyarbakır için yeni hikâye işte şimdi yazılıyor.