Tarihin en gaddar cilvelerinden biridir bu: Yüzyıllar önce dünya saraylarına kumaş beğendiren, Doğu’nun tekstil başkenti olan bir kenti alacaksınız, 2026 yılında yüksek faiz sarmalında, artan maliyetlerin gölgesinde hayatta kalma mücadelesi verirken izleyeceksiniz...


Arşivleri biraz karıştırınca insanın içine dokunan, bugünün gerçeğiyle yüzleşince de canını yakan muazzam bir tezat çıkıyor karşımıza.

Gelin, iki farklı Diyarbakır fotoğrafını yan yana koyalım.

Fotoğraf 1: Sarayları Giydiren Küresel Üs

Yıl 1795... 1800’lerin hemen başı... İpek Yolu’nun kalbinde, milyoner tüccarların, çok uluslu esnaf loncalarının fink attığı bir Diyarbakır var.

Kentte öyle bir üretim gücü var ki, dönemin şartlarına göre "yüksek teknoloji" sayılan devasa bir Mengenehane kuruluyor.

Amaç; dokunan o kutni, gazi ve atlas kumaşları işlemek, parlatmak. O dönem Diyarbakır’da üretilen kumaşlar Osmanlı saraylarında kapış kapış satılıyor, dünya modasına yön veriyor.

Burası sadece tarım memleketi değil; bildiğiniz sanayi ve tekstil metropolü!

Fotoğraf 2: "Geçmiş Olsun" Ziyaretleri

Şimdi dönelim bugüne, Diyarbakır Tekstil OSB Başkanı Sezai Ayas’ın kulaklarımızda çınlaması gereken o kurşun gibi ağır açıklamasına:

''2,5 yıl önce fabrika açılışlarına gidiyorduk. Son iki yıldır geçmiş olsun ziyaretlerine gidiyoruz. Son bir yılda yaklaşık 20 fabrika kapandı...''

Mengenehaneler kuran, kumaşın şifresini yazan bir kent; bugün banka faizlerinin blokajıyla, katlanan tır nakliye ücretleriyle ve bir türlü güncellenmeyen teşvik sisteminin bürokrasisiyle boğuşuyor.

Küçülen işletmeler, işten çıkarılmak zorunda kalınan gençler ve can çekişen bir üretim iştahı...

Bu Şehir Sadece Kumaş Değil, Umut Dokuyor

Tekstil, Diyarbakır için sadece bir ''sektör'' değildir.

Bu kentte tekstil; gençlerin gurbete gitmesini engelleyen barikattır, göçü durduran kalkandır, evine ekmek götüren binlerce insanın umududur.

İstihdamda birinci sırada yer alan bu sektörü kaderine terk etmek, sadece sanayiciyi değil, kentin geleceğini de ateşe atmaktır.

Evet, son 4-5 aydır mevcut durumun korunduğu, hatta fabrikaların yeniden personel ilanları açtığı söyleniyor.

Kentin genlerinde o eski ''üretici ruh'' hâlâ canlı ki, bu ekonomik fırtınaya rağmen teslim bayrağı çekilmiyor.

Ama yetmez!

Eskiden hanları dolduran o milyoner tüccarların, devasa loncaların mirası üzerinde oturan bu kadim kent, bugün pozitif ayrımcılığı sonuna kadar hak ediyor.

Diyarbakır’ın potansiyeli de, 40 bin kişiyi işletecek Tekstil OSB’nin ikinci etap vizyonu da ortada.

Eksik olan tek şey; bu kadim üretim merkezinin sesini Ankara’dan, karar mekanizmalarından tam anlamıyla duyurabilmek.

Tarih bize Diyarbakır’ın pes etmediğini defalarca gösterdi.

Mengenehane ruhunu yeniden canlandırmak, fabrikaları ''geçmiş olsun'' mekanları olmaktan çıkarıp yeniden istihdam kalelerine dönüştürmek elimizde.

Yeter ki bu kentin sanayicisine hak ettiği o omuz verilsin!