Diyarbakır, kadim tarihi ve zengin kültürüyle anılması gereken bir şehirken, son zamanlarda adını ne yazık ki başka bir meseleyle duyuruyor: Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi.
Bu isim, dünya çapında bir beyin cerrahının, bir bilimin ve insanlığın dehasının adını taşıyor. Ancak gelgelelim, hastane son dönemde adını taşıdığı vizyoner kişiliği unutturacak skandallarla kamuoyunun gündemine oturuyor.
Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi, her gün yaklaşık 15.000 kişiye hizmet veren devasa bir sağlık kuruluşu. Bu denli büyük bir merkezin, adının hakkını vererek sosyal ve bilimsel ilerlemelere öncülük etmesi beklenirken, yaşananlar tam tersi bir tablo çiziyor:
Daha önce yaşanan usulsüz ihale uygulamaları, rüşvet iddiaları, "randevu-bıçak parası", "parayla ameliyat" gibi vahim iddiaların üzerine son olarak yoğun bakımda profesör-doçent kavgası eklendi.
Bu olaylar zinciri, ne yazık ki hastanenin ismini şeffaflık ve güvenle değil, gölgelerle anılmasına neden oluyor.
Hele bir de şeytana pabucunu ters giydirecek bir ultrasonografi ihalesi olayı ortaya çıkmıştı.
Yolsuzluk tam bir ibretlik ders niteliğinde.
Arızalı bir cihazın kullanılmış gibi faturalandırılması, CİMER ihbarlarıyla gün yüzüne çıkmıştı.
Usulsüzlükler sonucu kamu kaynaklarının zarara uğratıldığı müfettiş raporlarıyla tescillenmişti.
Ortaya çıkan rezalet sonucu firma bir yıl süreyle ihalelerden men edilirken, bir milletvekilinin bu durumu TBMM gündemine taşıması da, meselenin ne denli ciddi olduğunu kanıtlar nitelikte.
Bir sağlık kuruluşunun, hele ki Prof. Gazi Yaşargil gibi ilham veren bir şahsiyetin adını taşıyan bir merkezin, bilimsel çalışmalarla değil, böylesi skandallarla anılması kabul edilemez.
Meslektaşları arasında yaşanan kavga, hastanedeki gündelik sorunların sadece bir kanıtı.
Bilgi akışının kopukluğu, yaşanan gerilimler hasta yakınlarını endişelendiriyor.