Başkan Kaya, düşük ücret uygulanan bölgelerin nitelikli iş gücünü kaybedeceğini, bunun da özellikle bölgeden batı illerine yeni bir göç dalgasını tetikleyeceğini söyledi.
Bölgesel asgari ücret tartışmalarının yalnızca işveren maliyetleri üzerinden değerlendirilmesini doğru bulmadığını belirten Kaya, asgari ücretin aynı zamanda milyonlarca çalışanın yaşam standardını belirleyen temel bir sosyal politika aracı olduğuna dikkat çekti.
"Türkiye'nin üretim, yatırım ve istihdam sorunlarını yalnızca ücret politikaları üzerinden çözmeye çalışmak doğru bir yaklaşım değildir.'' diyen Kaya, şöyle devam etti:
''Asgari ücret sadece işveren maliyeti olarak görülemez; aynı zamanda milyonlarca emekçinin yaşam standardını belirleyen temel bir sosyal politika aracıdır. Diyarbakır gibi genç nüfusun yoğun, işsizliğin Türkiye ortalamasının üzerinde seyrettiği kentlerde ihtiyaç, ücretleri düşürmek değil, nitelikli ve sürdürülebilir istihdam yaratacak yatırımları artırmaktır"
Bölgesel ücret uygulamasının gelişmişlik farkını azaltmayacağını, aksine daha da derinleştireceğini belirten Kaya, şunları söyledi:
"Düşük yaşam maliyetini gerekçe göstererek az gelişmiş bölgelerde daha düşük asgari ücret belirlemek, yoksulluğu azaltmaz; gelir dağılımındaki adaletsizliği büyütür. Yüksek ücret uygulanan büyükşehirlerle düşük ücretli bölgeler arasındaki gelir farkı açılırken, az gelişmiş bölgeler daha da geride kalacaktır. Bu yaklaşım, bölgelerin 'ucuz iş gücü merkezi' olarak görülmesine neden olur. Oysa bir kentin rekabet gücü düşük ücretle değil; güçlü altyapısı, eğitimli insan kaynağı, lojistik imkanları, hukuki öngörülebilirliği ve finansmana erişimiyle sağlanır."
"Bölgesel ücret yeni göç dalgasını tetikler"
Mehmet Kaya, şöyle devam etti: "Diyarbakır gibi genç nüfusun yoğun olduğu, sanayi yatırımlarının ise hâlâ istenilen seviyeye ulaşmadığı illerde böyle bir uygulama Batı illerine yeni bir işçi göçü dalgasını beraberinde getirir. Düşük ücret uygulanan bölgelerden büyükşehirlere iş gücü göçü hızlanır. Bu durum yalnızca çalışanları değil, yatırımcıları da olumsuz etkiler. İşletmeler nitelikli iş gücüne ulaşmakta zorlanırken, bölgeler arasındaki gelişmişlik farkı daha da derinleşir."
Benzer uygulamaların farklı ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de önemli dersler içerdiğini belirten Kaya, devamla şu değerlendirmeyi yaptı:
"Dünyada benzer uygulamaların hayata geçirildiği örneklerde ilk yıllarda bölgesel farklılıkları dikkate alan esnek bir model olarak görülen sistemler zamanla ciddi sorunlar üretti. Aynı işi yapan çalışanlar arasında ücret eşitsizlikleri oluştu, yüksek ücret uygulanan bölgelere iş gücü göçü hızlandı, kayıt dışı istihdam arttı ve uygulamanın denetlenmesinde ciddi güçlükler yaşandı. Türkiye'nin de geçmişte hayata geçirdiği ancak beklenen faydayı sağlamadığı için daha sonra yasal düzenlemeyle yürürlükten kaldırdığı bu uygulamanın yeniden gündeme getirilmesini doğru bulmuyoruz."
Kaya, düşük ücret avantajıyla yatırım çekmenin kalıcı kalkınma sağlamayacağını da vurgulayarak, "İşverenler maliyet avantajı nedeniyle yatırımlarını düşük ücretli bölgelere kaydırabilir. Ancak bu durum, bölgelerin yüksek teknolojiye dayalı üretim yerine düşük katma değerli ve emek yoğun sektörlere yönelmesine neden olur. Bölgemizin ihtiyacı daha düşük ücret değil; Ar-Ge, teknoloji, inovasyon ve yüksek katma değerli sanayi yatırımlarıdır" dedi.




