Kıymetli okurlar, sizlere İkinci Anı Romanım “Diyarbakırlı Diyojen” bir bölüm sunacağım. Asıl adı Şehmus olan rahmetli arkadaşımın günlüklerinden oluşan 12 Eylül 1980 öncesinden trajik bir bölüm. Toplumun kutuplaşması, halkın arasında sosyoekonomik dengenin bozulmasına bir örnek teşkil ediyor. Umarım günümüz politikacıları 1980 öncesinde ülkenin adım adım kaosa sürüklendiği günleri araştırır, farklı etnik kökenden gelen halkları anlar, toplumsal barışın ülkelerin geleceği açısından mücevher kıymetinde olduğunu idrak ederler. Mahallelerin bile sağcı ve solcu, Polis karakollarının bile POL-DER (Solcu) POL-BİR (sağcı) ayrışması ülkenin bir iç savaşa sürüklendiği günlerdi. Ben Ankara’da okurken gazete haberlerinde çeşitli siyasi görüşlerden günde ortalama on kişinin öldüğü toplumda herkesin birbirinden şüphe ettiği şizofren günlerde yaşıyorduk.
Tarafsız bir şekilde söylemem gerekirse 1978 yılında sağ görüşlü olanların hâkim olduğu Cebeci semtinde olan. 3 blok (2 erkek, 1 kız) bir spor salonu bir de kantinden oluşsan kendi içinde bir köy nüfusuna sahip, Atatürk öğrenci yurdunda kalan bir öğrenci iseniz yolunuz Siyasal bilgiler fakültesinin önünden geçerse solcu öğrencilerden dayak yeme ihtimaliniz vardı. Hiç unutamadığım olay günümüzde devasa gökdelenlerin oluştuğu Ankara Ovacık, Esertepe ve Ufuktepe’nin gecekondu olduğu halkın derin bir yoksulluk içinde yaşadığı semtlerdi.

Hacettepe tıp fakültesinde okuyan öğrencinin o yıllarda İncirli semtine giden tek otobüs olan 0pera- İncirli hattında Aşağı eğlence meydanında otobüsten indirilip öldürmesiydi. Okulunun solcu olması üzerinden Halen kitapçılarda satılması serbest olan Leo Huberman'ın “Sosyalizmin Alfabesi” kitabı çıkması onun katline fermandı. Herkesin bu hisseden bir pay almasını, toplumsal uzlaşmanın, birlikte kardeşçe yaşamanın önemini anlatmak için bu kadar uzun bir girizgâh yaptım.
Şimdi sizlere İkinci Anı Romanım “Diyarbakırlı Diyojen” tadımlık bir bölüm sunayım.
Piyangotepe 1950'li yıllardan beri yoksul köylünün iş bulma umuduyla kırdan kente göçü destekleyen devlet politikaları sonucu, kente göç eden insanların yerleşim yeriydi. Hazine arazilerinde bir gecede yapıp oturdukları evlere bu yüzden adına gecekondu adı verilmişti. Ankara biraz dikenlitellerle, biraz kiremit ve tuğla ile yapılan başka dillerde karşılığı olmayan ismini de buradan alan gecekondularla çevriliydi. Genelde kır kültürünü yansıtacak biçimde tek katlı ve bahçeli olarak inşa edilen dışı sıvasız kırmız kiremitli yapılarda toplumun en alt katmanında yaşayan emekçiler vardı. Bazı gecekonduların tıpkı köylerde olduğu gibi tuvaletleri dışarıda ilkel bir kulübe gibi duruyordu. Gençlik Parkı’nın ortasındaki havuz donunca da buz pateni yapanların haberi yoktu ama Kışın Ankara’nın ayazında sabah tuvalete giden gecekondu ahalisi buz tutan popolarını içeriye girdiklerinde kömür sobasında ısıtmanın lüksünü! yaşıyorlardı. Doğalgaz olmadığından Ankara’da Apartmanların kaloriferlerinin kömürle yanması, evlerin sobalı olması hava kirliliğinin had safhaya ulaşmasına sebep olmuştu. Sadece astım hastaları değil gece gezmek isteyen insanlar bile nefes almakta güçlük çekiyorlardı.

İncirli halkı 1979 yılının mayıs'ında Uzun ve soluklu kış aylarından çıkmanın sevinci ile kendilerini güneşin tatlı sıcağının sevecenliğine bıraktılar. Parklar güneşe kendini bırakan sadece onlar değildi. Doğa, çiçekler ve hayvanlar özlenen bahar ile hasret gideriyordu. Baharın gelişiyle kendini gösteren lale, kardelen, sümbül, nergis ve papatyalar hafif esen rüzgârda güzelliği ve kokuları ile insanları büyülüyorlardı.
16 Mayıs gecesi Şehmus öğrenci evi olan gecekondu evinden dört arkadaşıyla İncirli semtinden dik yokuşlarla dolu Piyangotepe’ye tırmanıyorlardı. Sol görüşlülerin devam ettiği Çelik kahvehanesine vardılar. (Şu an Refik Saydam Caddesi İbni Haldun ilkokulu karşısında zincir marketin yeri) Kahvehanede bulunanların bir kısmı günlük gazeteleri ve dergileri okurken, bazıları da farklı sol siyasi fraksiyonların görüşlerini anlatarak birbirlerine tatlı sataşmalarıyla kahvehane fikir kulübüne dönüşmüştü.
Baharın gelmesiyle Piyangotepe’nin kahvesinde sobanın önünde çay içenler, kokusu geniz yakan kömür sobası önünde ıslak giysilerini kurutanlar artık meşhur Ankara gazozu içerek sobanın kaldırılmasını kutluyorlardı. Az sonra hayatını kaybedecek olan Müslüm arkadaşları Demirden dağları nasıl eriteceklerinden, devrimin olacağı günlerin yakınlığından söz ederek koyu bir sohbete dalmışlardı.
Saatler 22.45 gösterirken kahvehaneye giren başlarına çorap geçirmiş silahlı 3 kişi girdi. Hepsinin boyunlarında kırmızı bir atkı vardı. Silahlı militanlar kahvede bulunanların yere yatmalarını istediler. Her gün bir yerlerin silahla tarandığı günlerde bunun ne anlama geldiğini Şehmus anlamıştı. O sırada kıraathanede bulunan 20 kişi yere yattı. Saldırganlar, kapının kenarından içeriye doğru yerde yatanların üzerlerine rastgele ateş açtılar. Şehmus o an kahveden birisinin belinden silah çıkardığını gördü. Gelenler belikli deneyimli kişilerdi onu hemen fark edip öldürdüler. Kahvehanenin yoğun sigara dumanına barut kokusu dolmuş, ortalık kan gölüydü. Yirmili yaşlarda olan Hüsamettin Kurban, Tuncay Sarıkaya, Mızrap Ali Taşkın, Erdoğan Doğan, Müslüm Doğan, Mehmet Turan ve Ahmet Turan birlikte 7 kişi öldü. 2 kişi ise ağır yaralanmıştı. Saldırganlar Sonradan çalıntı olduğu anlaşılan Murat 124 marka ticari taksiye binerek olay yerinden kaçtılar. Şehmus şans eseri kurtulduğuna sevinemiyordu. Az evvel şakalaştığı can dostları yaşamını yitirmişti.
Hava (şairin dediği gibi) adeta “kurşun gibi”, ağır, zehirli ve acıydı. Göz gözü görmüyor, yaralanan insanların inlemeleri, son nefesini veren canların boşluğa bakan gözleri Şehmus’un hafızasında yıllarca unutulmayacak şekilde çakılı kaldı. Yakın tarihimize “Piyangotepe Katliamı” olarak kaydedildi.
Siz lüks kafelerde güven dolu ortamınızda sıcak kahvenizi yudumlarken onları unutmayın. Gariban bir kahvehanede ülkesi için sadece mutlu bir gelecek düşünen gençleri, onların yarım kalmış meşhur Ankara gazozunda saklanmış yarım kalan hayallerini anımsayın. Kimseyi farklı fikirleri yüzünden cezalandırmayın. Etnik kökenleri yüzünden kimseyi ötekileştirip sonra pişmanlık yaşamayın. Anlaşılan Piyangotepe adı gibi pek şanslı bir semt değildi. Herkesin yüzünün güldüğü, kimsenin yoksulluktan şikâyet etmediği tüm çocukların elmalı şekerleri neşeyle yediği baharları yaşamınız dileğiyle