Yazlar artık yaz gibi değil. Güneş sadece ısıtmıyor; kavuruyor, boğuyor, tüketiyor. Geceler serinlik getirmiyor, aksine suskun bir öfkeyle sarıyor bizi.

Toprak çatlamış, deniz çekilmiş, ormanlar tutuşmuş. Doğa artık fısıldamıyor; bağırıyor.

Ve biz?

Biz hâlâ klimayı biraz daha açıyor, çeşmeden boşuna su akıtıyor, “Bu sıcakta yaşanmaz” diye mızmızlanıp sonra unutuveriyoruz.

Oysa dünya yanıyor. Hem mecazen hem de kelimenin tam anlamıyla.

Ve en acısı da şu: Bu yangını çıkaran biziz.

Bu bir felaket değil, bir itiraf

İklim değişmiyor aslında. İnsan değişiyor.

Açgözlülüğüyle, umursamazlığıyla, kendini merkeze koyan kibrine yenik düşüyor.

Sanayi devriminden bu yana doğaya karşı verdiğimiz savaş, artık geri dönüşü olmayan bir tahribata dönüştü.

Ormanları kestik, şehirleri betonla boğduk, havayı zehirledik, suyu kirlettik.

Bütün bunları da “ilerleme” diyerek kutsadık. Oysa ilerleme bu değil.

Bu bir çöküş süsü verilmiş çürümeydi.

Şimdi iklimin değil, karakterimizin değişiminin sonuçlarını yaşıyoruz.

Görüyoruz ama bakmıyoruz

Her yıl bir önceki yıldan daha sıcak. Her felaket, bir öncekinden daha yıkıcı. Ama biz hâlâ alışveriş listemizi daha çok düşünüyoruz doğayı değil.

Geri dönüşümü zahmet, toplu taşımayı eziyet, bilinçli tüketimi gereksiz görüyoruz.

Sanki bu dünyada yaşamayacakmışız gibi. Sanki çocuklarımız başka bir gezegende büyüyecekmiş gibi.

Gerçeği biliyoruz, ama görmezden gelmeyi seçiyoruz. Çünkü sorumluluk almak rahatsız edici. Konfor alanı daha tatlı.

Doğa hesap sormuyor, sadece yanıt veriyor

Gezegen öfkeli değil. Doğa kin tutmaz. Ama dengeyi arar. Ve biz bu dengeyi altüst ettik.

Suyun ritmini, havanın döngüsünü, toprağın sabrını bozduk.

Şimdi seller, yangınlar, kuraklıklar, hastalıklar...

Hepsi doğanın kendini düzeltme çabası. Bizse buna “felaket” diyoruz. Oysa bu sadece doğanın bizim yokluğumuzla iyileşme süreci.

Sonun başlangıcındayız

Bu çağda insan, kendi sonunu elindeki akılla inşa ediyor.

Daha fazla kar uğruna daha az yaşam kalitesi satın alıyoruz.

Daha hızlı tüketip daha yavaş fark ediyoruz.

Ve en kötüsü: Hâlâ durmuyoruz.

Hâlâ “benim yapacak bir şeyim yok” diyoruz.
Oysa asıl yapmamız gereken, tam da bu noktada başlıyor.

Ne yapmalı?

Büyük değişimler küçük farkındalıklarla başlar.

Az tüket, çok düşün.

Doğayı kaynak değil, yaşam arkadaşı olarak gör.

Geleceği satın alabileceğin bir şey sanma.

Çocukların için nefes alınabilir bir dünya bırak.

Çünkü bu gezegen bizim evimiz. Ve şu an yaptığımız şey, kendi evimizi yakmak.

Gezegen intikam almıyor. O sadece yoluna devam edecek.
Asıl yok olacak olan biziz.