Yıllardır konuşulan, seçim dönemlerinde sıkça vaat olarak dillendirilen, her yeni belediye yönetiminin “öncelikli projeler” listesinde ilk sıralarda yer alan Diyarbakır Tramvay Projesi yeniden gündemde.
Ama bu kez bir farkla: Bu sefer ihale tarihi verildi. 2026’nın başı.
Peki, bu tarih bizi heyecanlandırmalı mı?
Elbette, Diyarbakır gibi büyüyen ve gelişen bir şehir için raylı sistem bir lüks değil, zorunluluk. Her gün binlerce insanın sabah-akşam toplu taşımada yaşadığı sıkıntı ortadayken, 74 bini aşkın yolcuyu taşıyacak bir sistem kulağa umut verici geliyor.
Ancak bu şehirde yaşayanlar olarak artık şunu biliyoruz: Diyarbakır’da her büyük proje, önce vaat edilir, sonra sessizce unutulur.
Hatırlayalım
Tramvay hattı, geçmişte de defalarca gündeme geldi. Proje çizimleri yapıldı, güzergâhlar belirlendi, fizibilite çalışmaları bile açıklandı.
Ama gelin görün ki bir türlü temel atılmadı.
Şimdi yine 23 duraktan oluşacak bir hat, 14.1 kilometrelik bir güzergâh, ve “en fazla 3 yıl sürecek inşaat” sözleriyle karşı karşıyayız.
Güzel sözler ama inandırıcılığı zayıf.
Üstelik açıklamalarda hâlâ netlik yok. Ne bütçesi açıklandı, ne projenin hangi finansman modeliyle yürütüleceği.
Tek somut veri: 2026’da ihaleye çıkılacağı.
Diyarbakır halkı, yıllardır süregelen bu belirsizliklere karşı artık daha temkinli.
Bu yüzden sokaktaki vatandaşın söylediği net:
“Yapılacağına inanmıyorum.”
Zemin sondajları tamamlanmış, güzergâh belirlenmiş, ön hazırlıklar yapılmış olabilir. Ama Diyarbakır’da işler sadece teknik hazırlıkla yürümüyor.
Bürokrasi, siyasi irade, bütçe ve en önemlisi halkın güveni gerekiyor.
Özetle, tramvay projesi gerçek bir ihtiyaç ama her defasında ertelenmesi, inandırıcılığı tüketti.
Şimdi belediye yetkililerine düşen görev çok basit:
Konuşmak değil, başlamak.
Bu halk temel atılmadan, raylar döşenmeden, vagonlar gelmeden artık hiçbir şeye inanmıyor.
Tramvay hayali, Diyarbakır’ın hafızasında artık bir ulaşım projesinden çok daha fazlası:
Kırılan bir söz, ertelenmiş bir umut.