Sistemi delik deşik eden bir sahtekârlık ağı daha gün yüzüne çıktı. Türkiye’nin üniversiteye giriş sisteminde "yabancı öğrenci kontenjanı" adı altında yıllardır süren usulsüzlükler artık ayyuka çıkmış durumda.


En son ortaya çıkan belgeler, Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman ve Van gibi illerden bazı öğrencilerin, Rusya, Ukrayna ve Sırbistan gibi ülkelerden “sözde mezun” gösterilerek Türkiye’deki vakıf üniversitelerine kayıt yaptırdığını ortaya koydu.

Bu öğrenciler, liseyi yurt dışında okumuş gibi gösterilerek denklik belgesi almış ve binlerce dolarlık rüşvet karşılığında tıp, hukuk ve eczacılık gibi bölümlere kaydedilmiş.

Eğitimdeki bu skandalın merkezinde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın tespit ettiği 419 usulsüz denklik belgesi var. Bunların 208’i yalnızca Bursa il ve Nilüfer ilçe müdürlüklerinden alınmış.

Daha açık konuşmak gerekirse, bu iş organize bir yapıya dönüşmüş. Ankara, Gaziantep, Şanlıurfa ve özellikle Bursa, bu sistemin önemli uğrak noktaları olmuş.

Belgeler hazırlanmış, dosyalar "uygun hale" getirilmiş, ardından binlerce liralık bedeller karşılığında Türkiye’nin en prestijli bölümlerine kayıtlar yapılmış.

İddiaya göre, Diyarbakırlı İ.K., 2019’da memleketinde liseden mezun olduktan sadece bir yıl sonra Rusya’da bir başka lise diploması daha edinmiş!

Elbette gerçekte böyle bir eğitim söz konusu değil. Ancak denklik belgesi alınmış, Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne de 5 bin TL karşılığında kapağı atmış.

Bu sistem, yalnızca birkaç öğrencinin bireysel çabası değil; açıkça bir rüşvet ve sahtecilik ağı.

2021 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nın müfettiş görevlendirerek başlattığı inceleme, olayın sadece buzdağının görünen yüzü olduğunu gösteriyor.

Her bir “yabancı öğrenci” kontenjanıyla kayıt olan kişi, Türkiye’de gerçekten emek vererek üniversite sınavına hazırlanan yüz binlerce gencin hakkını gasp etmiş durumda.

ÖSYM’nin sınav barajlarını bile aşamayan bu “hayalet mezunlar”, 2-3 bin dolarla tıp fakültelerine kayıt yaptırırken, gece gündüz ders çalışan gençlerimiz tercih listelerinin alt sıralarında sürünüyor.

Peki, bu durumun Diyarbakır ve çevresindeki şehirlerle ne ilgisi var? Çok basit:

Şehirdeki bazı aileler, çocuklarının geleceklerini garanti altına almak adına, onları yurt dışı mezunuymuş gibi göstererek bu sisteme dahil ediyor.

Burada mesele sadece bireysel başarı değil; adaletsizliğin, eşitsizliğin ve etik çöküşün geldiği nokta. Hakkaniyetli eğitim hayali, birkaç bin dolara satılıyor.

Bunun sorumluları kim? Sadece belge düzenleyen memurlar mı? Hayır.

Onları denetlemeyen, kontrol mekanizmasını işletemeyen, belgeleri sorgulamayan tüm bürokrasi zinciri bu çarkın parçası.

Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamakla yükümlü olan devlet organları, göz göre göre bu usulsüzlüğün büyümesine izin vermiş durumda.

Soruşturmanın yalnızca öğrencilerle sınırlı kalması da başlı başına bir sorun. Asıl organize edenler, yönlendirenler, bağlantıları sağlayanlar nerede?

Türkiye'de eğitim sistemi uzun süredir sorunlu. Ancak artık bu sorunlar sıradan aksaklıkları değil, yapısal yozlaşmayı işaret ediyor.

Yurt dışı denklik sistemi, yıllardır bir denetimsizlik alanı olarak kullanılıyor.

2018 yılında da benzer bir skandal patlak vermiş, bazı öğrencilerin yurt dışında lise mezunu gösterilerek üniversitelere kayıt yaptığı ortaya çıkmıştı. Ancak o olay da birkaç kişiyle sınırlı tutulmuş ve “geçici bir açık” gibi lanse edilmişti.

Bugün gelinen noktada görüyoruz ki bu açık değil, kasıtlı olarak kurulan bir sistem.

Eğitimdeki bu kara düzen, hem gençlerimizin geleceğini çalıyor hem de toplumsal adalet duygusunu yerle bir ediyor.

Eğitimde adalet yoksa, o ülkede gelecek de yoktur.

Ve bu denklik belgeleriyle üniversite kapılarını usulsüzce aralayanlar, yalnızca kendi çocuklarını değil, bu ülkenin yarınlarını da karartıyor.