Tarihi belgelerde yer alan bilgilere göre, insanlık tarihindeki en büyük dönüm noktalarından biri olan tarım, sanılanın aksine sadece bereket getirmedi. Güneydoğu Anadolu’nun kalbinde, Diyarbakır yakınlarında yer alan Karacadağ eteklerinde başlayan buğday tarımı, aynı zamanda kıtlıkların da miladı oldu.

TARIMLA BAŞLAYAN BİR KISIR DÖNGÜ

Kıtlık denildiğinde akla ilk olarak yiyeceklerin genel olarak azalması gelse de, tarihsel süreçte bu kelimenin büyük oranda buğdayla eş anlamlı hale geldiği kaydediliyor.

Buğdayın yeterince üretilemediği dönemlerde yaşanan açlığın, insanlık tarihinin temel krizlerinden biri olarak ortaya çıktığı ve bu nedenle kıtlığın tarihinin, aslında buğdayın tarihi kadar eski olduğu belirtiliyor.

Buğdayın tarımının, milattan önce 8500-9500 yılları arasında Diyarbakır’ın Karacadağ bölgesinde başladığı ifade ediliyor.

Her ne kadar tarım farklı coğrafyalarda farklı zamanlarda ortaya çıksa da, Karacadağ'ın tarım devriminin sembol noktalarından biri olarak kabul edildiği kaydediliyor.

TARIMIN GETİRDİĞİ RİSKLER

Tarım, ilk insan topluluklarının yerleşik hayata geçmesini sağladığı, ancak bu geçişin, sadece olumlu sonuçlar doğurmadığı belirtilerek, ''avcı-toplayıcı toplumların doğada dolaşarak farklı gıdalarla besleniyor ve kaynakların tükendiği yerlerden uzaklaşabiliyordu. Buna karşılık, tarımla birlikte insanlar dar alanlarda buğday gibi tek ürünlere bağımlı hale geldiler. Bu durum, doğal felaketler ya da zararlılarla birlikte açlık tehdidini de beraberinde getirdi'' deniliyor.

Sapiens kitabının yazarı Yuval Noah Harari, buğday tarımını, insanlık tarihinin en büyük aldatmacalarından biri olarak değerlendiriyor.

Harari’ye göre, tarımın asıl evcilleştirdiği canlı buğday değil, bizzat insandır. İlk çiftçiler, güçlü ve özgür avcı-toplayıcılara kıyasla zayıf, aç ve hasta bireyler haline geldiler.

HASTALIKLAR VE BESLENME SORUNLARI

Tarımın gelişmesiyle birlikte büyük yerleşim alanlarının kurulduğu, b u yoğun yaşam alanlarının, bulaşıcı hastalıkların yayılması için uygun ortamlar oluşturduğu belirtiliyor.

Tarım öncesi çağlarda daha sağlıklı olan insanların, Neolitik Çağ’da hastalıklarla tanıştığı, hatta diş çürüklerinin bile bu dönemde sıradan hale geldiği ifade ediliyor.

''Üstelik beslenme alışkanlıkları da çeşitlilikten uzaklaştı. İnsanlar, daha önce pek çok farklı gıdayla beslendikleri avcı-toplayıcı dönemlere kıyasla, buğday gibi sınırlı kaynaklara bağlı kaldılar'' denilerek, ancak buğdayın, çoğu zaman insanların umduğu gibi bir güvence sunmadığı, kuraklık, haşereler ve hastalıklar gibi riskleri, tarımı kırılgan hale getirdiği kaydediliyor.

BUĞDAYIN GÖLGESİNDE BİR TARİH

Buğdayın Mezopotamya’dan başlayarak dünyaya yayılması, sadece bir tarım devrimi değil; aynı zamanda bir kader yazımıydı.

Buğdayın sadece mideleri değil, toplumsal yapıları da belirlediği belirtilerek, şöyle deniliyor:

''Bugün bile dünya üzerinde yaşanan pek çok gıda krizi, bu kadim tahıla olan bağımlılıktan kaynaklanıyor. Tarımın başladığı yerde, Diyarbakır Karacadağ’da atılan ilk buğday tohumları, belki de insanlığın en büyük dönüşümüne işaret ediyor: Özgürlükten bağımlılığa, doğadan egemenliğe ve bolluktan kıtlığa…''

Kaynak: Sabri Mengirkaon / Mardin Artuklu Üniversitesi