Tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, 19. yüzyılda ulaşımın sınırlı ve meyve-sebze taşımacılığının zorlu olduğu dönemde Diyarbakır, Hevsel Bahçeleri ile adeta kendi kendine yeten bir tarım merkeziydi. Dicle Nehri kıyısında ve Diyarbakır Surları'nın eteklerinde yer alan bu bereketli topraklarda, kentin tüm meyve ve sebze ihtiyacı karşılanıyordu.
DİYARBAKIR'A GELEN TÜM SEYYAHLAR HEVSEL'İ YAZDI
19. yüzyılda bölgeyi gezen Evliya Çelebi, Hevsel Bahçeleri’nden övgüyle söz ederken, İtalyan seyyah Pietro Della Valle, bölgedeki fıstık gibi yemiş türlerinin bolluğunu vurgulamıştı.
1838’de kente gelen Amerikalı misyoner Horatio Southgate, Dicle kıyısındaki bahçelerde yetişen meyvelerin kalitesinden bahsederken, 1855’te gelen Dr. David H. Nutting, sulamalı bahçelerdeki binlerce dut, kayısı, şeftali ve armut ağacını anlatmıştı.
1866’da Viscount Pollington da Dicle’nin kavsi boyunca uzanan işlenmiş arazilere hayranlığını dile getirmişti.
KARPUZ KABUĞU MEFTUNE OLUR MU DEDİNİZ?
Diyarbakır mutfağının incilerinden biri olan meftune, sadece etle değil, meyve ve sebze kabuklarıyla da hazırlanırdı. Özellikle yaz aylarında Dicle'nin sularının çekildiği alanlarda karpuz ve kavun üretimi yaygındı. Bu ürünlerin kabukları ise çöpe gitmez, nefis meftunelere dönüştürülürdü.
HEVSEL’DE BİR MEYVE CENNETİ
Arifî Paşa'nın yazdıklarına göre, Hevsel Bahçeleri’nde badem, armut, nar, kayısı ve şeftali gibi birçok meyve ağacı bol miktarda bulunuyordu. Üretim büyük ölçekli olmasa da kentin besin zincirinde hayati bir rol oynuyordu.
Bugün UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Hevsel Bahçeleri, geçmişte sadece bir doğa harikası değil, aynı zamanda Diyarbakır’ın mutfak kültürünü şekillendiren bir yaşam alanıydı.