2. Dünya Savaşı sonrası dünya sahnesinde güç kazanan Amerika, Marshall Planı ile pek çok ülkeye “yardım” adı altında paketler göndermiş… Türkiye de bu yardım paketlerden nasibini almıştı…
Paketlerin İçinde Ne Vardı..?
Paketlerin içinde süt tozu, çikolata, yumurta gibi gıdalar vardı; Ama asıl sorun, Amerika’nın Türkiye’ye “hediye” ettiği mısırözü yağıydı… Bir görüşe göre, bununla Türkiye’ye mısırözü yağı dayatıldı…
Peki, bu nasıl oldu…?
2. Dünya Savaşı sonrasında Marshall Planı kapsamında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bu plan bir ekonomik yardım paketiydi... Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca güya ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştı…
Bilindiği gibi ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üreticisi olan bir ülkedir… ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin yolunu Mısırözü Yağı ihracatını Marshall Planı yoluyla keşfetmişti…
Marshall yardımının koşullarından biri de Türkiye’nin ABD’den Mısırözü Yağı almasıdır…(Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Toplum Yayınları, 1966).
Bunun şartı yerine getirilerek Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur… Yine aynı dönemde ülkemizde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır… Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü de ABD tarafından satın alınır ve yerine Mısırözü yağı satılır…iddia böyle..
Bununla da kalınmaz… Amerika, elindeki fazla mısırözü yağını satmak için sinsi planına devam eder… Önce Türkiye’nin zeytinyağına darbe vurur… Zeytinyağının “kanser yaptığı” gibi asılsız söylentiler yayar.…Türkiye’deki Zeytin ağaçları bir bir kesilir… Yetmedi, halkı kendi değerlerinden uzaklaştırmak zeytin yağını kötülemek için “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma daistan giyemem aman…” diye bir türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü haline getirilir… Bu türküyle zeytinyağına burun kıvrılması teşvik edilir…
Zeytinyağını çok seven Türk insanını zeytinyağından soğutarak, yerine mısır özü yağına ve margarine alıştırılır… Bu amaçla zeytinyağı ısıtılırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz… Halen de öyle bilinir… Halbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan birisidir…
Bu Türkünün Sarsıcı Hikâyesi!
Herkesin dilinde olan ve dinleyince yerinde duramadığı o neşeli türkü: “Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman…” türküsüdür… Bu türkü, Bursa’nın bağrından kopup gelen bir türküdür… 2 Kasım 1954’te İhsan Kaplayan’dan derlenip Muzaffer Sarısözen tarafından da notalara dökülmüştür...
Ama bu hareketli melodinin-türkünün altında, pek çoğumuzun bilmediği, yürek burkan bir hikâye yatığı iddia ediliyor…
Bu türkünün sırrını çözmeden önce, türkü sözlerini hatırlayalım:
“Zeytinyağlı yiyemem aman,
Basma da fistan giyemem aman.”
Zeytinyağı gibi mucizevi bir lezzeti, sağlığın ta kendisi olan bir nimeti kim niye yiyemez, niye yemesin… Üstelik zeytinyağı, bu ülkenin, bu toprakların bin yıllık mirasıyken neden yemesin veya yiyemesin…! İşin aslı, bu türkünün masum sözlerinin altında yatan derin ve sarsıcı bir iddia yatıyor…
Türkünün bir başka dizesi ise daha da yaralayıcı: “Senin gibi cahile, ben efendim diyemem aman.”
Senin gibi cahile, ben efendim diyemem aman.” Sözü Ne Anlama Geliyor?
Bu sözler, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir” ilkesine adeta bir nispet, bir hakaret gibi… Türk köylüsünü, kendi toprağının efendisini aşağılayan bu dizeler, halkı kendi kültürüne ve değerlerine yabancılaştırmak için mi yazıldı dersiniz..? gibi iddialar da ileri sürülüyor…
Zeytinyağının İtibarı ve Gerçekler
Bu türküyü böyle bilmeden, neşeyle söylemiş olanlarımız mutlaka vardır…
Ama gerçek şu:
‘’Türkiye’nin zeytinyağları, dünyanın en kaliteli ve sağlıklı yağları arasındadır... Kanser yapmak şöyle dursun, zeytinyağı adeta bir sağlık kalkanı! Kalp dostu, bağışıklığı güçlendirici ve hatta kansere karşı koruyucu özellikleriyle, bu toprakların en büyük hazinelerinden biridir diyebiliriz…
Diğer Bir Görüş te şöyle ;
‘’zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman’’
Gün olmasın ki güzel ülkemizde bir efsane çıkmasın ve o efsanenin aslı astarı hiç araştırılmasın. Bu güzelim Bursa yöresine ait türkü de o efsanelerden birinin baş kahramanı. Üstelik bu efsane bazen o kadar abartılır ki ege ve Akdeniz’in doğal bitki örtüsü olan kızılçamlar bile işin içine sokulur, konu en son Amerikan karşıtlığı ve Marshall Yardımlarına kadar bağlanır.
Efsane odur ki bu türküyü Amerikan margarin endüstrisi yazdırmış ve halk zeytinyağından uzak tutulmak istenmiş. Hatta bununla da yetinmemişler, Anadolu’nun dört tarafındaki zeytin ağaçlarını söküp taa Amerika’ya götürmüşler. Peki zeytinlerin yerine ne ekmişler? Bingo! Kızılçam! (tabi o devirde o ağaçları Amerika’ya götürmenin imkânsızlığından kimse bahsetmiyor.)
Efsanemizi anlattıktan sonra şimdi gerçeklere bakalım. Söz konusu türkü 1954 yılında Muzaffer Sarısözen tarafından İhsan Kaplayan kaynak gösterilerek notaya alınmış ve kaydedilmiş.
İhsan Kaplayan kim? Bursa merinos fabrikasında bir memur. Kendisi hakkında bilinen başka bir bilgi ise Balkan göçmeni olduğu…
Söz konusu türkü ile ilgili başka bir dikkat çeken nokta ise aynı ezgiye sahip bir Yunan şarkısının bulunması. Bunu kenara not ettikten sonra türkünün can alıcı dizelerini inceleyelim.
“Zeytinyağlı yiyemem aman
Basma da fistan giyemem aman”
Senin gibi cahile ben efendim aman
Zeytinyağı ve diğer sıvı yağlar kuvvetsiz görülür … Balkan Türkülerinde, onlar için makbul olan yağ sade yağdır. (diğer açıdan gelinimiz zeytinyağı sevmediğini de belirtmiş olabilir. Bazı insanlar zeytinyağının kokusundan dolayı yemeyi tercih etmezler.) basma ise köylü kıyafetinde kullanılan kumaştır. Gelin olacak hanım kızımız (bu arada bu türkü ‘’gelin nazlanması’’ olarak da geçer.) köylü kıyafeti giymeyeceğini söylemektedir.
Gelelim şimdi efsanede bahsedildiği gibi zeytin ağacı varlığımız azalıp, Türkiye’de zeytinyağı üretimi azalmış mı? Savaşlar silsilesi ve büyük bir yıkımdan çıkarak kurulan Cumhuriyet, ülkenin imarı ve kalkınması için ciddi miktarda sermayeye ihtiyaç duymaktaydı. Bunun tek yolu ise ihracat yaparak ülkeye sermaye girişi sağlanmasıydı. Lakin burada büyük bir problem vardı. Cumhuriyet’in sanayisi yok denecek kadar azdı. İhraç edilebilecek ürünler bu yüzden sadece tarım ürünleriydi. Bu sebeple zeytin ve zeytinyağı oldukça önem arz ediyordu…
1923 yılında 986.000, 1924 yılında 458.000, 1926 yılında 6.810.000 liralık zeytinyağı ihracatı yapılarak ülkeye döviz kazandırılmıştır….
Söz özü..
“Zeytinyağlı yiyemem aman” türküsü, belki de bir dayatmanın, bir oyunun parçası olarak doğdu. Ama artık gerçeği biliyoruz. Zeytinyağımızı sofralarımızdan eksik etmeyelim, zeytin ağaçlarımıza sahip çıkalım. Bu türküyü söylerken de bir an durup düşünelim: Bu toprakların değerleri, hiçbir oyuna kurban edilemeyecek kadar kıymetli! .
Kaynak ;
Ekşi Sözlük https://eksisozluk.com › zeytin yagı... Prof. Dr. Kenan Demirkol
balıkkesirim.net. Halit Ötük, Dr. İlhami Pektaş’ın Kişisel Web Sitesi