Tarihi arşiv kayıtlarında yer alan bilgilere göre, bugün İpek Yolu deyince aklımıza sadece eski kervan hikayeleri gelse de, bir dönem Doğu’nun kalbinde öyle bir sanayi ve ticaret devi yükseliyordu ki, ürettiği ürünler tüm imparatorlukların elitleri tarafından kapışılıyordu.
Ticaret yollarının kesişim noktasında adeta bir ''aktarma limanı'' görevi gören Diyarbakır o dönemki muazzam zenginliğinin ardında ise sadece kumaşlar değil, meşe ormanlarının derinliklerinde saklanan ve bugün çoğumuzun adını bile duymadığı gizli bir hammadde yatıyordu: Mazı!
MAZI VE DERİ İMPARATORLUĞU
Diyarbakır, yüzyıllar boyunca sadece bölgenin değil, uluslararası pazarın en büyük deri imalat merkezlerinden biriydi. Ancak ham deriyi işlemek, ona o dönem dünyaca ünlü olan kalitesini ve rengini vermek doğadan gelen gizli bir güce bağlıydı.
Tarihi kayıtlar, Diyarbakır çevresinin o dönemlerde yüksek kalitede mazı üreten meşe ormanlarıyla kaplı olduğunu gösteriyor.
Bu ormanlardan büyük bir titizlikle toplanan mazılar, şehrin debbağhanelerine (deri işleme tesisleri) getiriliyordu.
Mazı sayesinde işlenen Diyarbakır derileri, benzersiz kalitesiyle tüm Osmanlı İmparatorluğu'nda ve dünya pazarlarında bir numaralı marka haline gelmişti.
Kent, adeta doğanın sunduğu bu yeşil servetle zenginliğini katlıyordu.
ROTA DEĞİŞTİ
19. yüzyıla (1800’lü yıllara) gelindiğinde, dünya ticaretinin rotasının radikal bir şekilde değiştiği belirtilerek, deniz taşımacılığının hızla gelişmesi ve yeni ticaret yollarının keşfedilmesiyle, Diyarbakır’ın o eski görkemli kara ticaretinin yavaş yavaş gölgeye itildiği kaydediliyor.
Ticaret zayıfladıkça, bir zamanlar kelimenin tam anlamıyla para basan, dünyanın dört bir yanından gelen dillerin ve kültürlerin karıştığı o meşhur tüccar hanlarının da eski önemini kaybederek derin bir sessizliğe gömüldüğü ifade ediliyor.




