Tarihi arşiv belgelerinde yer alan bilgilere göre, Osmanlı topraklarında Süryanilerin en yoğun olarak yaşadığı bölgelerin başında Diyarbakır ve Mardin geliyordu.

Bu iki şehir, yalnızca coğrafi olarak değil, kültürel ve dini açıdan da Süryani halkı için büyük öneme sahipti.

Ancak Süryanilerin esas yurdu olarak kabul edilen yer, Midyat, Nusaybin, Hezak (İdil) ve Cizre’yi de içine alan Turabdin bölgesi.

Hem coğrafi hem de tarihsel bir kavram olan Turabdin, Süryaniler tarafından binlerce yıldır kutsal kabul ediliyor.

KULLAR DAĞI: CEBEL-İ TUR VE TURABDİN’İN MANEVİ KÖKENİ

Turabdin, sadece bir yer adı değil; aynı zamanda bir inanç merkezi olarak kabul ediliyor.

Süryanice “Kullar” ya da “İbadet edenler dağı” anlamına gelen Turabdin, bölgenin Hristiyanlaşma sürecinde ortaya çıkmıştır.

İslam kaynaklarında Cebel-i Tur olarak geçen bu isim, bölgenin manevi değerini daha da artırmaktadır.

Bugün pek çok tarihi manastır, kilise ve dini yapı, Turabdin’in bu dini kimliğini yansıttığı kaydediliyor.

Süryani kültürünün kalbi olarak görülen bu bölgenin, yüzyıllar boyunca sadece bir yaşam alanı değil, aynı zamanda bir ibadet ve öğrenme merkezi olduğu ifade ediliyor.

DİYARBAKIR VE TURABDİN’İN STRATEJİK ÖNEMİ

Diyarbakır, yalnızca bir yerleşim yeri değil; aynı zamanda Turabdin’e açılan kapı olarak değerlendiriliyor.

Bölgede yaşayan Süryaniler, dini ve toplumsal faaliyetlerini Diyarbakır üzerinden organize ettikleri ifade edilirken, bu yönüyle şehrin o tarihlerde sadece bir Osmanlı vilayeti değil, aynı zamanda kadim bir Süryani merkezi olduğu belirtiliyor.

Turabdin coğrafyası, Süryani Hristiyanlığının Anadolu’daki en güçlü izlerini taşıyan yerlerden biri olduğu kaydediliyor.

Bölgede yer alan Mor Gabriel, Mor Augin gibi manastırların bugün bile tarih ve inanç turizmi açısından büyük önem taşıdığı ifade ediliyor.

Günümüzde bu kadim bölgenin yeterince bilinmediği, hatta unutulmaya yüz tutmuş bir tarih olarak görüldüğü belirtiliyor.

Kaynak: Prof. Oktay Bozan