Osmanlı döneminde Diyarbakır, sadece kara ticaret yollarıyla değil, nehir taşımacılığıyla da büyük bir ticaret merkeziydi.
Dicle Nehri üzerinden yapılan taşımacılık, Basra Körfezi’ne kadar uzanıyordu.
Akış yönünde yükler “kelek” adı verilen, koyun ve keçi derilerinden yapılan tulumların hava ile şişirilip tahtaların altına yerleştirildiği özgün teknelerle taşınıyordu. Bu yöntem, binlerce yıldır hemen hiç değişmeden kullanıldı.
5 GÜNLÜK NEHİR MACERASI
Büyük kelekler 6-8 ton yük taşıyabiliyordu. Baharda suyun akışı hızlı olduğunda Diyarbakır’dan Musul’a bir kelek sadece 5 günde varabiliyordu. Ancak sonbaharda bu süre 15-25 güne çıkıyordu.
Yazın ise su seviyesinin düşmesi, ilkbaharda ise taşkınlar nedeniyle nakliyat yapılamıyordu.
TİCARETİN ANA DAMARI
19. yüzyılın ikinci yarısında, Diyarbakır’dan her yıl ortalama, 300 keleğin Cizre’ye, 600 keleğin Musul’a ve 200 keleğin Bağdat’a yük tadığı kaydediliyor.
Bu rakamlar, sadece Dicle Nehri üzerindeki keleklerle yılda 650-700 ton mal taşındığını gösteriyor. Özellikle Basra ve çevresinin gıda ihtiyacı, Diyarbakır’dan sevk edilen ürünlerle karşılanıyordu.
BASRA’NIN AMBARI: DİYARBAKIR
Tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Osmanlı klasik döneminde her bölge kendi zahiresini üretip tüketse de, üretimi yetersiz olan yerlere Diyarbakır’dan hububat gönderiliyordu.
Basra, iklimi nedeniyle üç aydan fazla gıda stoklayamıyordu. Bu nedenle Dicle ve Fırat üzerinde yıl boyu düzenli taşımacılık hayati önem taşıyordu.
BUGÜN ARTIK TARİHE KARIŞTI
Bir zamanlar Dicle’nin üzerinde süzülen kelekler, artık yalnızca eski fotoğraflarda ve hatıralarda var. Ancak arşivler, Diyarbakır’ın nehir ticaretindeki bu hızlı ve etkili ulaşım yönteminin önemini hâlâ hatırlatıyor.