Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde yer alan bilgilere göre, Diyarbakır, yüzyıllardır sadece stratejik bir şehir değil, aynı zamanda kutsal metinlerin izini sürenlerin de odak noktası oldu. 1600'lerden 1916'ya kadar süren yoğun misyoner faaliyetlerinin asıl hedeflerinin,İncil'de tasvir edilen ''Cennet Bahçesi'' olduğu ifade ediliyor.

İNSANLIĞIN BAŞLADIĞI YER: ADEN

Hristiyan misyonerleri Diyarbakır’a çeken en güçlü dini motivasyonun İncil'in ''Yaratılış'' bölümünde saklı olduğu belirtilerek, kutsal metinlerde Tanrı’nın Hz. Adem’i yerleştirdiği ''Aden Bahçesi'' tarif edilirken, oradan doğan dört nehirden ikisinin Dicle ve Fırat olduğunun açıkça belirtildiği kaydediliyor.

Bu coğrafi tarifin, Diyarbakır’ı misyonerlerin gözünde ''insanlığın kutsal ana vatanı'' ve ''kayıp cennetin kapısı'' konumuna getirdiği anlatılıyor.

KIYAMETİN MELEKLERİ BU TOPRAKLARDA MI?

Diyarbakır, İncil’deki "Kayıp Cennet" nedeniyle ilgi odağı olmuşMisyonerlerin Diyarbakır ajandasının sadece başlangıçla değil, ''son'' ile de ilgili olduğu belirtilerek, İncil’in kıyamet senaryolarının anlatıldığı bölümlerinde; ''Büyük Fırat Irmağı’nın yanında bağlı duran dört meleği çöz. Altıncı melek tasını büyük Fırat Irmağı’na boşalttı'' ifadesinin geçmesi, bölgeye eskatolojik (kıyamet bilimsel) bir anlam yüklediği belirtiliyor.

Misyoner grupların, hem cennetin izini sürmek hem de kıyamet kehanetlerinin gerçekleşeceği bu stratejik noktada yer almak için Diyarbakır’ı 300 yıl boyunca bir üs olarak kullandıkları bildiriliyor.

DİNLER VE HALKLAR KAVŞAĞI

Diyarbakır’ın jeo-kültürel zenginliğinin, misyonerler için burayı ''bakir bir saha'' haline getirdiği ve şehirdeki inanç çeşitliliğinin misyonerlerin iştahını kabarttığı ifade ediliyor.

Türk, Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Yezidi, Rum ve Nesturiler ile Müslüman, Hristiyan ve Yahudi topluluklarının kadim birlikteliğinin misyonerlerin burayı karargah haline getirdiği belirtiliyor.

Muhabir: EYÜP KAÇAR