Tarihin her köşesine sindiği Diyarbakır’ın kalbi Sur’da, bir zamanlar hayatın nabzı bu kemerli yapıların altında atardı. İşte 1925 yılında Albert Gabriel’in objektifinden çıkan o eşsiz kare.

Eski Buğday Pazarı bugün sessizliğe bürünmüş olsa da, bu siyah-beyaz fotoğraf bizi Diyarbakır’ın ticaretin ve bereketin merkezi olduğu yıllara götürüyor.

Sipahi Pazarı’nın hemen içinde yer alan Eski Buğday Pazarı, sadece tahılın değil, dostluğun, pazarlığın ve kentin tüm sosyal hayatının düğüm noktasıydı.

Kemerli revakların altına sığınan tüccarlar, çevre köylerden kağnılarla gelen buğday yığınları ve havada uçuşan tozların arasından süzülen güneş ışığı...

TAŞIN VE EMEĞİN HİKAYESİ

Fotoğrafta görülen o görkemli kemerler, Diyarbakır’ın kadim taş işçiliğinin birer imzası gibi duruyor.

Üstü açık avluda toplanan kalabalık, kentin ne kadar canlı bir ticaret ağına sahip olduğunun en büyük kanıtı. O günün şartlarında, her bir çuval buğday, Mezopotamya’nın bereketli topraklarından sofralara uzanan kutsal bir emeği temsil ediyordu.

Sipahi Pazarı’nın o dar ve gizemli sokaklarından geçip bu meydana çıkanlar, kendilerini kentin en büyük ve en işlek ekonomisinin tam ortasında bulurdu.

Albert Gabriel’in 1925 yılında ölümsüzleştirdiği bu "Buğday Pazarı" karesi, Diyarbakır’ın sadece mimarisini değil, ruhunu da sergiliyor.

Bu fotoğraf, Diyarbakır’ın ticaretle yoğrulmuş geçmişine açılan bir pencere; geçmişin bereketi, geleceğin hafızasıdır.

Muhabir: EYÜP KAÇAR