Geleneksel bir bakış açısını yansıtan bu ifade, temelinde kadının daha çok duygularıyla, erkeğin ise mantığıyla hareket ettiği imasını taşıyor.
Buradaki "nefs" kavramı; arzu, istek ve insani dürtüleri temsil ederken; "akıl" ise mantık, muhakeme ve soğukkanlılığı simgeliyor.
Söze göre kadın duygusal yönü ağır basan, erkek ise akılcı yönü güçlü bir varlık olarak tasvir ediliyor.
UZMANLAR BİLİMSEL DAYANAĞI YOK
Sosyologlar ve psikologlar, bu tür kalıplaşmış ifadelerin bilimsel bir gerçekliğinin bulunmadığının altını çiziyor.
Uzmanlara göre akıl ve duygu, cinsiyetten bağımsız olarak her insanda harmanlanmış halde bulunur.
Psikologlar, bu durumu şu şekilde değerlendiriyor:
''Duygular ve akıl birbirinin karşıtı değil, tamamlayıcısıdır. Bir insanın düşünme ve hissetme kapasitesini cinsiyeti değil, bireysel gelişimi ve karakteri belirler.''
ATAERKİL DÖNEMİN BİR MİRASI
Araştırmacılar, bu deyimin toplumsal rollerin keskin çizgilerle ayrıldığı ataerkil dönemlerin bir ürünü olduğunu belirtiyor.
Günümüz toplum yapısında, kadınların her alanda rasyonel başarılar imza atmasıyla birlikte bu anlayışın geçerliliğini yitirdiği vurgulanıyor.
VATANDAŞLAR NE DÜŞÜNÜYOR ?
Sokaktaki vatandaşların bir kısmı bu sözü sadece "eski bir deyim" olarak görüp ciddiye almazken, önemli bir kesim ise bu dilin kadınları küçümseyici bir tona sahip olduğunu savunuyor.
Özellikle gençler arasında eşitlikçi bakış açısının yükselmesiyle birlikte, bu tür ifadeler artık kabul görmüyor.
Kültürel miras ile çağdaş eşitlik anlayışı arasındaki bu gerilim, dildeki kalıpların günümüz değerleriyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.





