Her çeşit etnik gruptan insanlar vardı… Diyarbakır sokaklarında… Kürdü, Süryanisi, Kızılbaşı… Alevisi, Ermenisi, Yahudisi…
Kente açılan penceresinde kendi yaşam biçimini görürdü… Diyarbakır’da yaşayan insanlar…
Kesişen, dönüşen farklı yaşam biçimlerini…… Papazları, kiliseleri ve gayrimüslim Çocukları. … Duygu, tutku, acı ve ağrılarını birlikte yaşardı…
Soyadı Kanunu çıktığında “Begım valla ben bilmiyem, sen hanki soyadıni istisen oni koy” deyince, nüfus müdürünün “Temizyürek” kaydı düştüğü Garabed dedesini Diyarbakır sokaklarında arıyor şimdi..
Batılılar uzaklaşmış doğulu Kürtlere… Hiç ayrılmamışlara, dünyanın çeşitli bucağına dağılmış oralılara sesleniyor…. Yaşamları kesişen Yahudi Mahalleli Yahudiler… Gâvur Mahalleli Ermeniler…
Bir zamanlar bu sokaklarda Ruhaniler-siviller, Zaza, Suryani, Keldani, Kürt, Alevi, Arap ve Türkler… Geçmişin acıları, öykülere bürünmüş, her kültür, din ve meslekten insan… Küsüşmeden hayatı bütünlemeye, yaraları sarmaya çalışırlardı…
Çeşitli siyasî ve tarihî metinlerde tehcir, soykırım (jenosid) iddialarının dayandırılmak istendiği olayları cereyan tarihine tesadüf eden…
1914 tarihli resmî istatistiğe göre Diyarbakır vilâyetindeki toplam ermeni nüfusu 65.850’dir… Bu sayı ile Bütün Osmanlı ülkesinde kalabalık bakımından Diyarbakır yedinci sıradadır….
Kentte gayrimüslim (Müslüman olmayanlar) nüfusun durumuna baktığımızda,;. Burada Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilikle kıyaslanmayacak ölçüde farklılık gösterir… Zaten şehirde var olan Yahudi zümre hiçbir zaman büyük bir oran tutacak seviyeye ulaşmamıştır…. Diyarbakır şehrinin nüfusunu, dine bağlı zümreler itibarı ile ele aldığımızda karşımıza çıkan manzara Anadolu’nun diğer şehirlerinden biraz farklıdır…
Diyarbakır’da diğer şehirlere nazaran daha bir çeşitlilik vardır… Bu çeşitliliğin en açık ifadesini geç bir tarih olmakla beraber 19. yüzyılda hazırlanmış bir rapordaki ifadelerde buluyoruz…
1879/1880 yılında hazırlanan vilâyet nizamını teftiş komisyonunun raporunda Diyarbakır’ın beşerî durumu şöyle tasvir edilmektedir: “Şehir on bin altı yüz elli kadar nüfusu barındırmakta olup, bunun beş on bin kadarı Müslüman, kalanı Keldani, Süryani, Yahudi, Ermeni ve Rum Protestan ve Ermeni Katolik’idir…
Bu kentte, bunların dışında Yakubi, İbrahim’i, Yezidi, Arap vb. ahali dahi olup çeşitli mezheplerdendir… ” Bu ifadelerde geçen bir kısım gurupların resmî bir statü taşımadıkları ve bu statüye göre muamele görmediklerini biliyoruz… Hatta Diyarbakır için orijinal olan bir husus da buradaki pek çok Hıristiyan veya diğer gayrimüslim zümrenin de Ermeni zümresine dahil edilmesidir… Onlar da Osmanlı Devletinde uygulanan millet sistemi çerçevesinde elde ettikleri hakkı Ermeni Cemaati vasıtasıyla kullandıklarıdır…
İşte Diyarbakır’daki bu mozaiği şiirinde ne güzel tasvir etmiş Diyarbakırlı Avukat Şair Fikret İhsan Biçici… Vay Limin! Demiş ve dökmüş dizelerine…
Devam Edecek “ VAY LİMİN “