Diyarbakır'daki tarihi yapının gizli geçidi mimari zekâyı ortaya çıkarıyor
Diyarbakır'daki tarihi yapının gizli geçidi mimari zekâyı ortaya çıkarıyor
İçeriği Görüntüle


Tarihi belgelerde yer alan bilgilere göre, 19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Devleti’nin doğudaki en önemli idari merkezlerinden biri olan Diyarbekir Eyaleti, 1840 yılı itibariyle oldukça geniş bir coğrafyayı kapsıyordu.

Eyalet, merkez konumundaki Amid’in (bugünkü Diyarbakır) yanı sıra 41 farklı yerleşim birimini içine alan idari yapısıyla dikkati çekiyordu.

Söz konusu dönemde Diyarbekir Eyaletine bağlı sancaklar ve kazalar arasında Mardin, Midyat, Siverek, Silvan, Cizre, Hasankeyf ve Lice gibi günümüzde de bilinen yerleşimler bulunmaktaydı.

Ancak bugün pek çoğunun adı unutulmuş veya değişmiş olan Zıknı, Raho, Nehtan, Rahta, Badıkan gibi yerler de eyalet yapısının bir parçasıydı.

MÜŞİRLİK DÖNEMİ VE İDARİ YAPI

Tarihi kaynaklarda, 1838 yılında kurulan Diyarbekir Müşirliği'nin bölgedeki askeri ve sivil yönetimi doğrudan merkeze bağlayarak merkeziyetçi Osmanlı politikalarının bir örneği olarak ortaya çıktığı kaydediliyor.

Müşirliğin kurulmasıyla birlikte, o dönemde maden işletmeciliği açısından önem taşıyan bazı ilçelerin de eyaletin bünyesine dahil edildi belirtiliyor.

Özellikle Maden-i Hümayun’a (Devlet madenleri) bağlı bölgelerin, 1845 yılına kadar Diyarbekir Eyaleti sınırları içerisinde yer aldığı ifade edilirken, bu ilçelerin arasında Harput, Palu, Malatya, Çermik, Ergani, Eğil, Gerger, Arabgir ve Hısn-ı Mansur gibi bugün Türkiye'nin farklı illerine bağlı yerleşimler de bulunmaktaydı.

UNUTULAN YER İSİMLER

Bugünün şehir isimleriyle kıyaslandığında, Osmanlı dönemine ait birçok yer isminin ya tamamen kaybolduğu ya da farklı adlara dönüştüğü görülüyor.

Zıknı, Ebgür, Garzan, Havidan, Salat, Mihrani gibi pek çok yerleşim artık tarihî kayıtlar dışında pek az bilinir durumda.

Bu tarihî yapının, yalnızca bir idarî taksimat tablosu olmanın ötesinde, Osmanlı’nın doğudaki yönetim anlayışını, yerel güç ilişkilerini ve bölgeye verdiği önemi yansıtan güçlü bir belge olarak dikkati çektiği kaydediliyor.

Osmanlı arşivlerinde yer alan bu bilgilerin, hem Diyarbakır'ın geçmişteki idari büyüklüğünü hem de doğudaki yerleşim dokusunun ne denli çeşitli olduğunu gözler önüne serdiği ifade ediliyor.

Kaynak: Prof. İbrahim Yılmazçelik