Diyarbakır’ın kalbinde yer alan Keçi Burcu’nun altından başlayarak Seyrantepe’ye kadar uzandığı öne sürülen gizemli yer altı geçidi, şehrin binlerce yıllık tarihine ışık tutuyor.
Araştırmacılar, bu geçidin yalnızca bir tünel değil, aynı zamanda geçmişin izlerini taşıyan bir kaçış güzergâhı olduğunu belirtiyor.
Rivayetlere göre, M.S. 639 yılında Diyarbakır Kalesi’nin fethedilmesi sırasında hükümdar Meryem-i Dara, hazinelerini yanına alarak bu tünelden kaçmış ve Seyrantepe'den yüzeye çıkmıştır.
EN UZUN TÜNEL
Diyarbakır, yaklaşık 9 bin yıldır kesintisiz yerleşime ev sahipliği yapan nadir kentlerden biri olarak biliniyor.
Tıpkı dünyanın diğer tarihi şehirlerinde olduğu gibi, bu kadim kentin de yer altı geçitleriyle örülmüş durumda olduğu bir çok kaynakta yer alıyor.
Sadece kaçış ya da saklanma amaçlı değil, stratejik ve dini amaçlarla da kullanıldığı düşünülen tünellerin, kentin altında adeta başka bir şehir olduğu ifade ediliyor.
En uzun yer altı tünelinin Keçi Burcu’ndan başlayıp Seyrantepe’ye kadar uzandığı belirtiliyor. Bu tünelin başlangıç noktası olarak Keçi Burcu’ndaki Mecusi Tapınağı gösteriliyor. Tapınakta yer alan bir kuyunun üzerinin betonla kapatıldığı ve buranın tünelin girişi olabileceği iddia ediliyor.
YERALTI GEÇİTLERİ
Diyarbakır’ın yer altı geçitlerinin, kentin kaya zeminine oyularak inşa edildiği, şehrin eski belediye başkanlarından Abdülkadir Cizrelioğlu'nun, bu tünellerin sert kayaların delinmesiyle oluşturulduğunu ve toplam uzunluğunun yaklaşık 30 kilometreyi bulduğunu belirtmişti.
Fiskaya-Çiftkap-Urfa Kapı, Melik Ahmet-Urfa Kapı, Fiskaya-Mardin Kapı güzergâhlarında uzandığı bildirilen tünellerin kanalizasyon amacıyla yapılmadığı, tam tersine askeri ve dini amaçlara hizmet ettiği düşünülüyor.
Mardin Kapı’dan Şemsilerin kullandığı dini yapılara uzanan gizli yolların varlığı da bu tezi destekliyor.
KİLİSELERDEN KONAKLARA UZANAN GİZLİ YOLLAR
Lalebey Mahallesi'ndeki Süryani Kadim Meryem Ana Kilisesi’nin altından da bir tünelin geçtiği yıllardır anlatılageliyor. Kilise ile Urfa Kapı arasında yer aldığı öne sürülen bu tünelin, 3. yüzyıldan kalma olduğu ve dönemin rahibeleri tarafından şehir dışına kimseye görünmeden çıkmak amacıyla kullanıldığı ifade ediliyor.
Bir diğer dikkati çekici güzergâh ise İskender Paşa Konağı altındaki geçit. Konağın torunları, büyük ninelerinin bu tüneli kullanarak Fiskaya’ya pikniğe gittiklerini anlatıyor.
Bu da tünelin yalnızca stratejik değil, gündelik yaşama da hizmet ettiğine işaret ediyor.
AVRUPALI ARAŞTIRMACILARIN İZLENİMLERİ
Diyarbakır’ı ziyaret eden Alman jeolog Dr. Edmund Naumann, seyahatnamesinde bu tünelleri detaylı şekilde anlatır.
Fiskaya–Çiftkap, Melik Ahmet-Urfa Kapı ve Fiskaya-Mardin Kapı güzergâhlarında yer alan tünelleri belgeleyen Naumann’ın yanı sıra, Fransız arkeolog Albert Gabriel de kentin ortasında iyi korunmuş iki stratejik yer altı yolundan söz eder.
Gazeteci-yazar Cahit Beğenç de 1949 yılında Diyarbakır’a yaptığı ziyaret sonrası izlenimlerinde bu geçitlere yer vermiş, “Diyarbakır ve Raman” adlı kitabında detaylı olarak anlatıyor.
TURİZME KAZANDIRILMASI BEKLENİYOR
Bugün Diyarbakır’daki birçok yer altı geçidinin Olağanüstü Hal ve hendek olayları sırasında güvenlik gerekçesiyle betonla kapatıldığı iddia ediliyor. Ancak uzmanlar ve tarihçiler, bu eşsiz yapının yeniden gün yüzüne çıkarılarak kültür turizmine kazandırılmasını talep ediyor.
Keçi Burcu’ndan başlayıp Seyrantepe’ye kadar uzanan bu kadim tünel, yalnızca bir kaçış hikâyesi değil; aynı zamanda Diyarbakır’ın zengin tarihinin sessiz tanığı olarak varlığını sürdürüyor. Kentin altındaki bu gizemli dünya, yeniden keşfedilmeyi bekliyor.




