Tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Osmanlı topraklarında Süryanilerin en yoğun olarak yaşadığı bölgelerin başında Diyarbakır ve Mardin gelmekteydi. Özellikle Midyat, Nusaybin, Hezak (İdil) ve Cizre’yi kapsayan Turabdin bölgesi, Süryani halkı için hem tarihi hem de kültürel açıdan büyük öneme sahipti.

Süryanice’de “Kullar/ibadet edenler dağı” anlamına gelen ve “Cebel-i Tur” olarak da anılan Turabdin, bölgedeki Hristiyanlaşma süreciyle birlikte önem kazandığı ve bu bölgenin, Süryaniler tarafından adeta bir anayurt olarak görülmekte olduğu belirtiliyor.

ERMENİLERİN İSYANI VE SÜRYANİLERİN TUTUMU

Ermeni komitelerin, özellikle Diyarbakır dahil olmak üzere Doğu vilayetlerinde Osmanlı’ya karşı ayaklanmalar başlattığı ifade edilerek, bu süreçte Süryanilerin, Ermeniler tarafından isyana destek vermeye zorlandığı, ancak çoğu Süryani bu baskılara direnerek Osmanlı yönetiminin yanında yer aldığı belirtiliyor.

1 Kasım 1895’te Diyarbakır vilayetinde patlak veren Ermeni olaylarında yalnızca Müslümanlar değil, Süryanilerin de ciddi şekilde zarar gördüğü, Süryani din adamlarının olaylara karşı sergilediği itidalli tutumun, toplumun genel yaklaşımını da belirlediği anlatılıyor.

Süryani toplumunun yaşanan gerilimlerde barışın tesisi için aktif rol oynadığı ve tahkikat komisyonlarına sundukları raporlarda sorumluluğun Ermenilere ait olduğunu vurguladıkları belirtiliyor.

1915 MİDYAT İSYANI VE TURABDİN'DEKİ ÇATIŞMALAR

I. Dünya Savaşı sırasında bazı Süryaniler, Ermenilerle birlikte hareket ettikleri gerekçesiyle Diyarbakır Valisi tarafından tehcire tabi tutulduğu ve bu gelişmenin, özellikle Midyat bölgesinde Süryaniler arasında huzursuzluğa yol açtığı kaydediliyor.

Tehcire uğrayanların yakınları tarafından başlatılan başkaldırının, kısa sürede genişlediği ifade ediliyor.

1915 yılının Temmuz ayında başlayan isyan, kısa sürede Hezak-Cizre hattını da içine alacak şekilde yayıldığı, ancak aynı yılın sonunda Osmanlı tarafından bastırıldığı bildiriliyor.

Kaynak: Prof. Oktay Bozan