DİYARBAKIR

Diyarbakır’da öldürülen şairlerin hikayeleri

Diyarbakır’da devlet kademelerinde görev alırken siyasetin ve entrikanın kurbanı olan şairlerin trajik sonları.

Abone Ol


Tarihi belgelerde yer alan bilgilere göre, Osmanlı döneminde sadece savaş meydanlarında değil, söz meydanlarında da can veriliyordu.

Devlet görevlerinde bulunan ve aynı zamanda şair kimlikleriyle ön plana çıkan isimler, kimi zaman söyledikleri bir beyitle, kimi zaman karşı çıktıkları bir emirle yaşamlarını yitirdi.

Diyarbakır, bu yönüyle trajik bir tarihe tanıklık eden şehirlerden biri oldu.

Duhânî, Ümnî ve Hamîdî isimli üç önemli şairin ölümleri, dönemin siyasi iklimini ve düşünce özgürlüğünün ne denli riskli olduğunu gözler önüne seriyor.

DİYARBAKIR'IN İLK VALİSİNİN EMRİ İLE ÖLDÜRÜLDÜ

Asıl adı Ahmed olan Duhânî, kimya eğitimi almış bir şair olarak Fatih Sultan Mehmed devrinin sonlarında Acem diyarına giderek ilim tahsil etti. II. Bayezid döneminde memlekete dönerek silahdâr görevini üstlendi.

Yavuz Sultan Selim tahta geçince silahdârlar kâtibi olarak atandı ve ardından Diyarbakır’ın fethinden sonra Bıyıklı Mehmed Paşa’ya defterdar olarak tayin edildi.

Ancak görevde bulunduğu süre içerisinde Paşa ile yaşadığı ciddi bir fikir ayrılığı, kaderini belirledi.

Duhânî, Paşa’nın kendisine iki bin akçalık tımar yerine iki yüz bin akçalık Hasankeyf sancağını vermek istemesine karşı çıkınca araları bozuldu.

İstanbul’a gitmek üzere yola çıktığında, Paşa tarafından gönderilen Deli Bahâʽü’d-din’in adamları tarafından 1521 yılında pusuya düşürülerek öldürüldü.

Duhânî’nin ölümü, adaletsizliğe boyun eğmeyen bir karakterin trajik sonu oldu.

ÜMNÎ: NEHİR KENARINDA SONA EREN HAYAT

Asıl adı Mehmed olan Ümnî, 1640-41 yıllarında Diyarbakır’da doğdu.

Burnaz Mehmed Ağa adıyla tanınan şair, dönemin önemli âlimlerinden dersler alarak yetişti ve devlet memuriyetine adım attı.

Şam Valisi Ahmed Paşa’nın kethüdası olarak görev yaparken, 1690 yılında Bağdat’a gitti.

İsyanlarla çalkalanan dönemde Basra’ya gönderilen orduya katılan Ümnî, Paşa’nın ölümünden sonra kardeşi Halil Ağa ile birlikte aynı görevi sürdürdü.

Ancak kaderi, Bağdat yakınlarındaki bir nehir kenarında çizildi. Burada pusu kuran bir grup tarafından öldürüldü.

Şiirlerinde aşkı ve devlete sadakati işleyen Ümnî’nin hikâyesi, devlet hizmetinin ne denli tehlikeli olabileceğini de gösteriyor.

BEŞ KEZ SÜRGÜNDEN SONRA ÖLDÜRÜLDÜ

Diyarbakır müftüsü olan Hamîdî, asıl adıyla Abdülhamîd Efendi b. Hacı Bâkî, bölgenin en tanınmış âlim ve şairlerinden biriydi.

Payaslı Ömer Efendi ve Şa’bân Kâmî Efendi gibi isimlerden ders aldı. Ancak bilgeliği kadar doğruluktan şaşmayan karakteriyle de tanınıyordu.

Rüşvetle iş yapan idareciler hakkında çekinmeden konuştuğu için Bâb-ı Âli’ye defalarca şikâyet edildi.

Şikayetler üzerine beş kez sürgün edildi; her seferinde aklanarak geri döndü. Ancak 1822 yılında beşinci sürgününe gönderilirken, daha ilk durakta öldürüldü.

Mezarı günümüzde izi kalmayan Gelbenigör semtinde Dağkapı dışında yer alıyordu. Hamîdî’nin hayatı, hakikati savunmanın bedelini gözler önüne seriyor.

TARİHİNDEN DERS ALAN BİR ŞEHİR

Diyarbakır, sadece taşlarıyla değil, şairlerinin acı dolu hikâyeleriyle de konuşan bir şehir.

Duhânî, Ümnî ve Hamîdî’nin yaşamları, kalem ile kılıç arasında sıkışıp kalmış Osmanlı aydınlarının tarihine ışık tutuyor.

Bu isimler, söyledikleriyle yaşadıkları dönemin düzenini sorgulayan, cesur ve özgür ruhlar olarak hafızalarda yer etmeye devam ediyor.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">