Tarih boyunca birçok topluluk kıtlıkla karşı karşıya kaldı. Diyarbakır da bu dönemlerden biri olan 1880 kıtlığında çok sayıda can kaybı ve radikal yaşam değişiklikleriyle gündeme geldi.

Dönemin kaynakları, halkın beslenme biçimindeki dramatik değişimleri ayrıntılarıyla aktarıyor.

Kaynaklara göre, kıtlık dönemlerinde meydana gelen insan ölümleri doğrudan açlıktan değil, tüketilen zararlı ve sindirilemeyen otlar ile çeşitli nesnelerden kaynaklandı.

İBN-İ HALDUN’UN GÖRÜŞLERİ

İbn-i Haldun, kıtlık dönemlerinde vücudun açlığa verdiği tepkiyi, insanların kıtlık öncesi beslenme alışkanlıklarıyla ilişkilendirdi.

İbn-i Haldun'a göre, insanların beslenme biçimi sadece fiziksel yapılarını değil, ahlaki durumlarını da etkiler.

Ayrıca, insanların daha önce tok yaşamalarından ötürü, kıtlıkla birlikte bir anda değişen beslenme tarzlarının ölümlerine neden olduğunu savundu.

Bu görüş, bazı modern araştırmacılar tarafından da çeşitli nüanslarla kabul ediliyor.

SÜRYANİ VAKANÜVİS MAR YEŞUA’NIN GÖZLEMLERİ

Diyarbekir’de yaşanan kıtlık sürecini bizzat gözlemlemiş olan Süryani tarihçi Mar Yeşua, halkın beslenme değişimlerini üç aşamada değerlendirdiği kaydediliyor.

İlk aşamada, halkın temel bitkiler ve sebze kökleriyle beslenmeye başladığı, ardından ev hayvanlarının ve çift hayvanlarının tüketiminin gündeme geldiği, bu dönemde buğday yokluğundan arpa ekmeği ve süpürge otunun öne çıktığı belirtiliyor.

Pamuk tohumu, kepek, kuru üzüm ve üzüm posasının da tercih edilen diğer besinler arasında yer aldığı kaydediliyor.

1880 kıtlığının en ağır döneminde, mayıs sonu ve haziran başında Musul’da bulunan Hormuzd Rassam, yollarda insanların çöp yığınlarından besin aradıklarını ve buldukları deri ya da kemikleri kemirdiklerini aktarıyor.

Kaynaklara göre, bu dönem, yalnızca açlıkla değil, insan fizyolojisinin alışık olmadığı tüketim biçimleriyle de zorlu geçtiği ifade ediliyor.

Kaynak: Sabri Mengirkaon / Mardin Artuklu Üniversitesi