Tarihin tozlu sayfaları, sadece cephelerdeki savaşları değil, fikir meydanlarında verilen amansız mücadeleleri de yazar. Osmanlı döneminde Diyarbakır, devlet kademelerinde görev yapan ancak kalemini ve vicdanını satmayan isimlerin kanlı kaderine sahne olmuş.
Kimi haksız bir makamı reddettiği için pusularda can vermiş, kimi ise yolsuzluğa savaş açtığı için sürgün yollarında katledilmiş.
İşte susturulmak istenen ama isimleri tarihe kazınan o üç figürün sarsıcı hikâyesi...
Hak Etmediği Makamı Reddedince Pusuya Düşürüldü
Asıl adı Ahmed olan Duhânî, Yavuz Sultan Selim döneminde Diyarbakır’ın fethinden sonra şehre defterdar olarak atandı. Ancak dönemin ilk valisi Bıyıklı Mehmed Paşa ile yaşadığı fikir ayrılığı kaderini çizdi.
Paşa’nın kendisine hak ettiği küçük bir tımar yerine, usulsüz şekilde devasa Hasankeyf sancağını vermek istemesine karşı çıktı.
Adaletsizliğe boyun eğmeyerek İstanbul’a doğru yola çıkan Duhânî, 1521 yılında valinin adamları tarafından pusuya düşürülerek öldürüldü.
Devlet Hizmetinde Nehir Kenarında Gelen Ölüm
Diyarbakır’da 1640 yılında doğan ve ''Burnaz Mehmed Ağa'' olarak tanınan Ümnî, iyi bir eğitim alarak devlet kademelerinde yükseldi.
Şam ve Bağdat’ta kethüdalık yapan, isyanları bastırmak için ordulara katılan şair, şiirlerinde hep devlete sadakati işledi.
Ancak bu tehlikeli coğrafyadaki görev süresi uzun sürmedi; 1690'lı yıllarda Bağdat yakınlarında bir nehir kenarında uğradığı bir pusu sonucu hayatını kaybetti.
Rüşvete Savaş Açtı, Beş Sürgünün Ardından Katledildi
Diyarbakır Müftüsü Abdülhamîd Efendi (Hamîdî), bölgenin en tanınmış âlimlerindendi. Bilgeliği kadar rüşvetçi idarecilere karşı tavizsiz duruşuyla biliniyordu.
Yolsuzlukları korkusuzca dile getirdiği için tam beş kez sürgüne gönderildi ve her seferinde aklanarak geri döndü. Ancak statükonun hedefindeki isim, 1822 yılında çıktığı beşinci sürgün yolculuğunun daha ilk durağında katledildi.
Kelamın Kılıçtan Keskin Olduğu Yer
Diyarbakır, sadece taş sokaklarıyla değil, geçmişin acı dolu hikâyeleriyle de konuşan bir şehir.
Duhânî, Ümnî ve Hamîdî’nin yaşamları, kalem ile kılıç arasında sıkışıp kalmış aydınların tarihine ışık tutuyor.
Bu isimler, haksızlığa karşı yükselttikleri sesle hafızalarda birer cesaret sembolü olarak yaşamaya devam ediyor.




