Tarihi belgeler ve yapılan araştırmalardan elde edilen bilgilere göre, Diyarbakır’ın geleneksel kültüründe, çocuk sahibi olmak aile için en önemli beklentilerden biri kabul edilirdi.
Bir kadın evlendikten sonra bir yıl içinde çocuk doğurmazsa sorun olduğu düşünülür, birkaç yıl geçmesine rağmen çocuk olmamışsa çare aranmaya başlanırdı.
Çaresizlik içinde başvurulan yöntemler, bugün şaşkınlık uyandıran pek çok inanış ve uygulamayı beraberinde getirirdi.
ÇOCUK SAHİBİ OLAMAMANIN ADLANDIRILMASI
Yörede çocuğu olmayan kadınlara “kısır”, erkeğe ise “zürriyetsiz” denirdi.
Hem kadın hem erkek çocuk sahibi olamıyorsa “kör ocak” veya “ocağı kör” ifadeleri kullanılırdı.
Kadın çocuk doğurmazsa çoğu zaman toplum içinde küçümsenir, kavgalarda ağır sözlere maruz kalırdı. Erkekler için aynı durum söz konusu olmaz, bu durum dile getirilmezdi.
GELENEKSEL YÖNTEMLER VE UYGULAMALAR
Çocuğu olmayan kadınların tedavisi için öncelikle halk arasında bilinen yöntemlere başvurulurdu.
Bunlar arasında ilginç ve inanılması zor olan yöntemler şunlar:
''Rahmi düzeltmek için tavuk yumurtasının makata yerleştirilmesi (Çüngüş).
Kadının ters yatırılarak karnının çekilmesi (Çüngüş, Silvan).
Göbeğin üzerine sabun konulup bohçayla bağlanması (Ergani).
Adet döneminde üç gün üst üste karnın çekilmesi (Silvan).
Ebegümeci yaprağıyla göbeğin sarılması ve buğusuna oturtulması (Akyol, 2013).
Pamuk içine kuyruk yağı ve dağ soğanı konularak rahme yerleştirilmesi, buna “tutuk” adı verilirdi (Çüngüş).
Süt veya saman buğusuna oturtma (Çüngüş, Ergani, Eğil).''
DİNSEL VE BÜYÜSEL İNANIŞLAR
Biyolojik yöntemler yeterli görülmediğinde dinsel ve büyüsel uygulamalar da devreye girerdi.
Kadınlar üç hafta boyunca Hz. Süleyman Camii’nde Perşembe namazına götürülür, dilek tutardı.
Ergani’de kadınlar Sıcak Pınar’ın suyuna yumurta bırakırdı.
Hacca giden kişiye verilen buğday, dönüşte kaynatılarak çocuğu olmayan kadına yedirilirdi.
Türbe etrafındaki küçük taşlarla bebek şekli yapılır, mezarın yanına bırakılırdı.
Sürekli düşük yapan kadınların beline küçük kilit takılır, doğuma kadar çıkarılmazdı (Azizoğulları Ocağı).
SÜREKLİ DÜŞÜK YAPANLAR İÇİN UYGULAMALAR
Çocuğu sürekli ölen kadınlar için de farklı yöntemler vardı:
Kırk evden toplanan demir parçaları eritilerek kadına bilezik yapılırdı (Çüngüş).
Kadınlardan toplanan kumaş parçalarıyla bebek elbisesi dikilirdi.
Korkunun düşük nedeni olduğuna inanıldığı için bu kadınlar ziyaretlere götürülürdü.
TOPLUMSAL YANSIMA
Günümüzde başvurulmayan bu uygulamaların, Diyarbakır’da çocuğun aile için taşıdığı önemi ve kadınlara yüklenen sorumlulukları açıkça gösterdiği ifade ediliyor.
Çocuk sahibi olamamak çoğu zaman kadının kusuru olarak görülürken, erkeklerin aynı durumda toplum tarafından eleştirilmemesi dikkat çekiyor.
Bugün tıbbın ilerlemesiyle bu uygulamalar terk edilse de bu uygulamalar, sözlü kültürde ve hafızalarda yer alıyor.




