19. yüzyılda Diyarbakır'da temel besin maddesi hiç kuşkusuz ekmekti. Ekmek üretiminin ana hammaddesi olan buğday, o dönemde yalnızca geçimlik değil, stratejik bir ürün olarak da görülüyordu. Buğdaya olan talep, dönemin nüfus yapısı ve yaşam koşulları dikkate alındığında oldukça dikkati çekici boyutlardaydı.
Bazı araştırmalara göre, beş kişilik bir ailenin yıllık buğday tüketimi yaklaşık 6.000 kilogram civarındaydı. Bu da kişi başına yılda ortalama 1,2 ton buğday tüketimi anlamına geliyordu.
155 BİN KİŞİYE 186 BİN TON BUĞDAY
1852 tarihli bir Osmanlı arşiv belgesine göre, Diyarbakır’ın nüfusu 155.696 kişiydi. Nüfusa göre tüketilen buğdayın da yıllık 186.828 ton olduğu kaydediliyor.
Bu devasa rakam, buğdayın yalnızca temel gıda değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik yapının ana unsurlarından biri olduğunu ortaya koyduğu belirtiliyor.
KAYITSIZLAR VE GEÇİCİ İŞÇİLER HESABA KATILMIYOR
O dönemlerde “mektum” (gizlenen) olarak adlandırılan, yani nüfus kayıtlarında yer almayan kişilerin bu hesaba dahil olmadığı da kaydedilirken, dolayısıyla, buğdaya olan gerçek ihtiyacın açıklanan 186 bin tonun çok daha üzerinde olduğu ifade ediliyor.
BUĞDAY SADECE DİYARBAKIR’A DEĞİL, IRAK’A DA GİDİYORDU
Diyarbakır merkez çevresinde tarım alanı sınırlı olsa da, kaza ve köylerin önemli üretim merkezleri olduğu kaydedilerek, özellikle buğday ve arpa üretiminde verimli arazilere sahip olan bu bölgelerin, sadece şehrin ihtiyacını karşılamakla kalmadığı, aynı zamanda Irak'a da gönderildiği bildiriliyor.




