Diyarbakır’ın kadim kalbi Sur’da, Ulu Cami’nin hemen yanında yer alan Sipahi Çarşısı… Bugün halk arasında “Çarşiya Şewitî” yani “Yanık Çarşı” olarak anılan bu tarihi alan, sadece bir yangının değil, bir dönemin kültürel hafızasının da tanığı.
Tarihi kayıtlarda yer alan bilgilere göre, 1895 yılında yaşanan Ermeni isyanı sırasında çıkan büyük yangın, Cami Kebir Mahallesi’nden başlayarak yüzlerce dükkânı kül etti. O günlerde Diyarbakır’ın dokuma ve zanaat merkezi olan Sipahi Çarşısı da alevlere teslim oldu. Çarşıda ne tezgâh, ne kumaş, ne de umut kaldı. O günden sonra halk, orayı hep “Çarşiya Şewitî” — yani “Yanık Çarşı” — olarak anmaya başladı.
BİR OZANIN TRAJEDİSİ: ÂŞIK MELÜL
Bu yangının tanıklarından biri de Diyarbakır’ın çok kültürlü geçmişinde iz bırakmış bir halk ozanı Âşık Melül'dü.
Asıl Adı Levon olan Ermeni bir ailenin çocuğu Aşık Melül, Diyarbakır’da üç gün süren Ermeni isyanı sırasında yaşanan olayları, halkın acısını ve isyanın öncülerini sert bir dille eleştiren bir destan kaleme aldı.
Bu cesur çıkışı, dönemin taşnak ve hınçak komitelerinin tepkisini çektiği belirtiliyor.
Rivayetlere göre, Melül aynı yılın sonunda kendi halkından biri tarafından öldürüldü.
O destan günümüze ulaşamadı; ancak iki uzun havası cönklerde, yani halk ozanlarının şiir defterlerinde hâlâ yaşıyor.
“YÜZÜM GÜLMEZ, GAM EKSİLMEZ ARADAN”
Âşık Melül’ün bilinen bir türküsü, onun iç dünyasını ve kaderini adeta önceden haber verir nitelikte:
Yüzüm gülmez gam eksilmez aradan
Ayrılalı kaşı gözü karadan
Ver muradım yeri göğü yaradan
Melül âşık çaresi var yanınca
Bu dizelerde hem bir ayrılığın hüznü hem de bir ozanın çaresizliği yankılanır. Melül’ün sözleri, Diyarbakır’ın taş sokaklarında yankılanan bir ağıt gibi bugüne ulaşır.
Diyarbakırlı tarih araştırmacısı Şevket Beyzanoğlu, ''Diyarbakırlı Fikir ve Sanat Adamları'' ansiklopedisinde, Âşık Melül ile ilgili şunları söylüyor:
''Asıl adı Levon olan bu ozan Ermeni kökenlidir. Babası Ermuş’un puşu ve mantin dokuma tezgâhlarında usta idi. Taşnak ve Hınçak komitelerine bağlı tahrik ve teşvikleriyle 20 Ekim 1895’te Diyarbakır’da meydana gelen ve üç gün süren I. Ermeni olayına dair yazdığı destanda bu komitelere mensup sergerdeleri (gönüllü savaşcı, kötü işelerde elebaşı) ağır bir dille taşladığı için aynı yıl sonlarına doğru bir Ermeni tarafından öldürüldüğü söylenmektedir.''




