Tarihi arşiv kayıtlarında yer alan bilgilere göre, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde yaşanan salgın hastalıklar yalnızca insan sağlığını değil, ekonomiyi ve hayvancılığı da derinden etkiledi. 1889 yılında İzmir, Ankara ve Diyarbakır'da aynı dönemde ortaya çıkan veba-i bakarî şüphesi, dönemin yöneticilerini harekete geçirdi.
Şubat 1889'da Dâhiliye Nezâreti tarafından Tıbbiye Nezâreti'ne gönderilen yazıyla, Anadolu'nun batısındaki İzmir, iç kesimlerdeki Ankara ve güneydoğudaki Diyarbakır'da görülen hastalığın kontrol altına alınması istendi.
Yazıda, hastalığın diğer vilayetlere yayılmaması için bilimsel tedbirlerin uygulanması ve alınan önlemlerin ayrıntılı şekilde merkeze bildirilmesi talep edildi.
İZMİR'DE KORDON KARARI ALINDI
Hastalığın boyutunu yerinde incelemek amacıyla oluşturulan komisyon İzmir'e gönderildi. Yapılan incelemeler sonunda kentte görülen hastalığın veba-i bakarî (sığır vebası) olduğu belirlendi.
Bunun üzerine İzmir çevresinde kordon uygulamasına geçildiği, hayvanların ve hayvansal ürünlerin giriş çıkışının sıkı kurallara bağlanırken, salgının başka bölgelere yayılmasını önlemek amacıyla yeni denetimler başlatıldığı kaydediliyor.
DİYARBAKIR'DA İLK İNCELEME FARKLI SONUÇ VERDİ
Diyarbakır'da yapılan ilk araştırmalarda büyükbaş hayvanlar ile koyunlarda görülen hastalığın veba-i bakarî olmadığı ve bulaşıcı özellik taşımadığı yönünde rapor hazırlandı.
Buna rağmen olası risk göz önünde bulundurularak bölgeye veteriner hekim gönderilmesi talep edildi.
Merkezden talep edilen veteriner hekimin gecikmesinin, salgının kontrol altına alınmasını zorlaştırdığı ifade ediliyor.
BEŞ BİNDEN FAZLA HAYVAN TELEF OLDU
8 Şubat 1892 tarihli resmi belgelerde, Lice'de görülen veba-i bakarî nedeniyle gönderilen veterinerlerin müdahalesine rağmen salgının şiddetini artırdığı ve 5 binden fazla büyükbaş hayvanın telef olduğu kaydedildi.




