Türkiye’nin kültürel belleğinde silinmez bir iz bırakan Ahmet Hamdi Tanpınar, çocukluğunun ve düşünce dünyasının önemli bir kısmını borçlu olduğu Diyarbakır’ı, taşın ve insan zarafetinin buluştuğu bir ''zirve'' olarak tanımlar.

Tanpınar’ın gözünde bu şehir; bazalt taşının siyah vakarı ile insan ruhunun inceliğinin eşsiz bir terkibidir.

Tanpınar'ın 1951 yılında basılan ''Beş Şehir'' kitabındaki Diyarbakır bölümlerinde, ''Diyarbakır, sert taşın içinde saklı yumuşak bir kalp' gibidir'' der.

Çocukluğu babasının görevli bulunduğu Ergani Madeninde geçen edebiyat tarihçisi ve yazar Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ''Beş Şehir'" adlı başyapıtıyla literatüre kazandırdığı ''Diyarbakır Beyefendisi'' tanımı, şehrin kültürel genetiğini dünyaya tanıtan ulusal bir markaya dönüştü.

İşte çocukluğu Ergani’de geçen bir dehanın, Diyarbakır’ın ruhunu keşfetme serüveni.

23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğan Ahmet Hamdi Tanpınar, babası Hüseyin Fikri Efendi’nin memuriyeti nedeniyle çocukluğunu Anadolu’nun farklı renkleri arasında geçirdi.

Sinop’tan Siirt’e, Kerkük’ten Antalya’ya uzanan bu yolculuğun en önemli duraklarından biri olan Ergani Madeni, yazarın ''taşın ve insanın sabrını'' öğrendiği yer oldu.

''KATAKTER ABİDESİ''

Tanpınar, bu derin gözlemlerini 1951 yılında yayımlanan ''Beş Şehir'' kitabında bir araya getirdi.

Kitapta Diyarbakır’ı sadece bir yerleşim yeri değil, bir ''karakter abidesi'' olarak betimledi.

Yazara göre bu şehir, dışarıdan bakıldığında surları gibi geçit vermez ve vakur; içine girildiğinde ise bir ''iç avlu'' kadar ferah ve nazik bir medeniyet odağıdır.

BEŞ ŞEHİR’İN DİYARBAKIR PANORAMASI

Diyarbakır ile ilgili Tanpınar'ın sözleriFotoğraf: fikriyat.com

Tanpınar’ın kaleminden dökülen ve Diyarbakır’ı bir dünya şehri yapan o meşhur tespitler:

Bazaltın Felsefesi: Tanpınar için Diyarbakır’ın siyah bazalt taşı, şehrin insanındaki dayanıklılık ve ciddiyetin simgesidir. Ona göre bu taş; mimariye güç, insana ise vakar verir.

"Diyarbakır Beyefendisi": Tanpınar bu tanımı; Osmanlı terbiyesini Cumhuriyet’in modern bakışıyla harmanlayan, konuşmasıyla, oturuşuyla ve nezaketiyle fark yaratan ''şehirli insan'' için kullanmıştır.

Sessiz Taşlara Sinmiş Ruhlar: Yazar, surların ve camilerin sadece taş değil, binlerce yıllık yaşanmışlığın sesini taşıyan birer canlı varlık olduğunu savunur.

İç Avlu Mucizesi: Diyarbakır evlerini anlatırken, dışarıdaki sağır duvarların ardında fıskiyeli havuzlar ve gül ağaçları saklı olduğunu söyler; bu zıtlığı şehrin ''gizli nezaketi'' olarak tarif eder.

DİYARBAKIR BEYEFENDİSİ

Bugün Diyarbakır’ın mimari özeni ve insanının ''beyefendi'' duruşu, Tanpınar’ın ifadesiyle ''sessiz taşlara sinmiş o ruhun'' birer yansımasıdır.

1951’de basılan ve Tanpınar'ın ''edebi Mührü'' olarak tanımlanan o satırlar, bugün Diyarbakır’ın sadece tarihini değil, spor sahalarından sanat merkezlerine kadar uzanan modern yüzünü de temsil eden bir ''kimlik belgesi'' niteliği taşıyor.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devrolan en asil miraslardan biri olan ''Diyarbakır Beyefendisi'' tanımı, Tanpınar’ın eşsiz üslubuyla bir ulusal markaya dönüştü.

Tanpınar için bu şehir; sadece surlardan değil, o surların vakarıyla yoğrulmuş yüksek bir insan kalitesinden ibaret.

Muhabir: EYÜP KAÇAR