Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde Diyarbakır'ın simgesi olan Ulu Cami'yi hayranlık uyandıran ifadelerle anlatıyor.
''Câmi-i Kebir'' olarak bahsettiği tarihi yapı için yaptığı benzetmeler arasında en dikkati çekeni ise, camiyi İstanbul'un Ayasofya'sıyla bir tutması oluyor.
Evliya Çelebi, Diyarbakır Ulu Camisi'nin yalnızca mimarisiyle değil, taşıdığı manevi atmosferle de ziyaretçilerini etkilediğini belirtiyor.
Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde, Diyarbakır Ulu Camisi ile ilgili şu ifadeler yer alıyor:
''Şehrin ortasında eski mabed, büyük câmi. Diyarbekir’in yüzsuyu olan Câmi-i Kebir.
Rum tarihçileri, bu câmiin tâ Hazret-i Musa aleyhisselâm zamanında yapılmış olduğunda birleşmişlerdir. Avlu sütunlarının sağ tarafında, beyaz bir sütun üzerinde İbranice tarihi vardır.
Kale her kimin eline geçmişse yine mabed olmaktan
geri kalmamıştır.
Sanki Haleb’in Ulu Câmii, Şam’ın Emevi Câmii, Kudüs’ün Mescid-i Aksâ’sı, Mısır’ın Ezher Câmii, İstanbul’un Ayasofya’sıdır.
Kilise’den câmie çevrildiğine dair binlerce işaret vardır.
Sözün kısası Diyarbekir’de bu kadar büyük bir câmii yoktur. İçi onbin kişi alır. Yapının bütün eserleri, baş aşağı kubbeleri tamamen has kurşun ile örtülüdür.''




