Tarihi belgelerde yer alan bilgilere göre, Diyarbakır’ın Osmanlı döneminde sadece stratejik değil, aynı zamanda zanaat ve üretim merkezi olduğunu kanıtlıyor.
Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda ''366 esnaf grubu var'' dediği şehirde, bir yazma kanunnâmenin ekinde tam 186 ayrı meslek adının kayıtlara geçtiği ve bu sayının, Anadolu’nun birçok büyük şehrini geride bıraktığı kaydediliyor.
Dönemin kaynakları karşılaştırıldığında, Diyarbakır’ın mesleki çeşitlilikte açık ara önde olduğu görülüyor:
Kastamonu: 34 meslek
Bursa: 50 meslek
Kayseri: 18
Diyarbakır: 186 meslek
Bu sayının, sadece şehirdeki üretim gücünü değil, aynı zamanda kültürel ve ekonomik çeşitliliğini de gözler önüne serdiği ifade ediliyor.
KILICINDAN MUMUNA, KÜLAHINDAN TARAĞINA…
Kayıtlara göre, Diyarbakır’da faaliyet gösteren esnaf grupları üç ana kategoriye ayrılıyordu:
Mal üreticileri: kılıççı, kaşıkçı, külahçı, kürkçü, semerci, mumcu, tüfenkçi, bezirci
Hizmet üreticileri: aşçı, hekim, hamamcı, tellak, taşçı, hammal
Tüccarlar: bakkal, attar, çerçi, uncu, yüncü, kasap
Hemen her alanda uzmanlaşmış loncalar ve meslek birlikleri, Diyarbakır’ı Osmanlı’nın üretim ve ticaret üslerinden biri haline getirmişti.
GAYRİMÜSLİM ZANAATKÂRLARIN AĞIRLIĞI DİKKAT ÇEKİYOR
1568 tarihli Mufassal Tahrir Defteri, şehirdeki esnaf yapısına dair dikkati çeken bir tablo 3671 kişiden 2208’inin gayrimüslim, 1463’ünün ise Müslüman olduğu yer alıyor.
Özellikle debbağlık, taş işçiliği, ayakkabıcılık ve kuyumculuk gibi sektörlerde gayrimüslim zanaatkârların çoğunlukta olduğu belirtiliyor.
Kefşger (ayakkabıcı): 50 Müslüman – 258 gayrimüslim
Zerger (kuyumcu): 10 Müslüman – 60 gayrimüslim
Sengtraş (taş ustası): 1 Müslüman – 40 gayrimüslim
Bu oranların, Diyarbakır’ın çok kültürlü üretim geleneği ve gelişmiş iş bölümü açısından ne denli ileri olduğunu gösterdiği anlatılıyor.




