DİYARBAKIR

Diyarbakır arşivlerinden çıkan insan hikayeleri

Diyarbakır Şer'iyye Sicilleri, Mezopotamya'nın kalbinde yüzyıllar önce yaşanan büyük iflasları, gizemli mahkeme kayıtlarını ve dinlerin ötesindeki borç ilişkilerini gün yüzüne çıkardı.

Abone Ol


Tarih, sadece büyük savaşları ve kralları yazmaz; bazen bir şehrin en işlek çarşısındaki küçük bir dükkanın kepenk indirişi, koca bir dönemin ruhunu fısıldar. Diyarbakır'ın geçmişine ışık tutan 180 yıllık mahkeme kayıtları, şehrin çok kültürlü ticari hayatının perde arkasında kalmış dramatik ve bir o kadar da çarpıcı insan hikayelerini ortaya koyuyor.

''YAHUDİ ÇARŞISI''NELER OLDU

1840'lı yılların Diyarbakır'ında, kentin iktisadi kalbinin attığı yerlerden biri, resmi kayıtlara ''Yahudi Çarşısı'' olarak geçen ticaret merkeziydi.

Hamravat Suyu Vakfı'na ait dükkanların sıralandığı bu hareketli çarşıda sadece Yahudiler değil, Müslüman ve Hristiyan esnaf da yan yana tezgah açıyordu.

Kumaşçılar (bezzaz), hırdavatçılar ve aktarlar (attar) arasında amansız bir ticaret döngüsü vardı. Ancak bu yoğun hareketlilik, her zaman mutlulukla bitmiyordu.

BİR İFLASIN ÇIĞLIĞI

Takvimler 26 Mayıs 1852’yi gösterdiğinde, Diyarbakır mahkemesi tarihi bir iflas davasına sahne oldu.

Şehrin tanınan esnaflarından Şalo oğlu Rahmo’nun işleri tepe taklak gitmiş, borç batağına saplanmıştı.

Rahmo’nun borçlu olduğu kişiler listesinde Müslümanların yanı sıra Mardinli Toma gibi Hristiyan tüccarlar da vardı.

Borçların ödenmesi için Rahmo’nun dükkanındaki mallar Sûk-i Sultânî’de (Sultan Çarşısı) açık artırmayla (müzayede) tek tek satıldı. Ancak ortaya çıkan acı bir gerçek vardı: Satılan mallar borçları kapatmaya yetmedi.

Hatta öyle ki, talihsiz tüccarın Ahmed Halife isimli birine olan 210 kuruşluk dükkan kirasını bile ödeyemediği kayıtlara ''müflis'' (iflas etmiş) notuyla geçti.

CEMAAT ÇÖZEMEDİ, KADI HAPSE ATTI

Şehrin sokaklarındaki ticari gerilim bazen aynı cemaatin üyelerini de karşı karşıya getiriyordu. 19 Ocak 1848'de yaşanan bir diğer olayda, Manusir İsak isimli bir tüccar, alacağını alamadığı gerekçesiyle kendi cemaatinden Yakop’u şer'î mahkemeye şikayet etti.

Normal şartlarda kendi içlerinde çözülmesi beklenen bu alacak-verecek meselesi, cemaat liderlerinin arabuluculuğu yetersiz kalınca resmi mahkemeye taşınmıştı.

Dönemin kadısı, davacıyı haklı bularak borçlu Yakop’u hapse gönderdi.

Diyarbakır'ın sararmış arşiv belgelerinden çıkan bu hikayeler; paranın, borcun ve ticaretin din, dil, ırk tanımadığını, yüzyıllar öncesinin Diyarbakır'ında da hayatın bugünkü kadar gerçek, sert ve insan hikayeleriyle dolu olduğunu bir kez gösteriyor.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">