Kahvaltı masamızda otururken, yanımızda duran küçük ama dikkat çekici turuncu bir motosiklet gözlerimize takılıyor. Rüzgarın sesi, surlara çarpan güneşin ışıkları arasında, motosikletin yanında bir anı bekleyen bir hikayenin izleri var.
Bizimle aynı masada oturan ev sahiplerimiz İsmail ve Fatih, motosikletin sahibi hakkında konuşurken, o an ne olduğunu tam olarak anlayamıyoruz. Tam Fatih, “Bu motorun sahibinin çok özel bir hikayesi var,” derken, tam da o an, kaskını elinde tutan bir kadın beliriyor. Bu, adeta bir şarkının gerçeğe dönüşmüş hali: Haluk Levent’in o meşhur dizeleri gibi; "Dağlarda bulurum seni, takvimlerden çalarım seni, dans ederim hayalinle, yine de bulurum seni." Olmayan birini ruhunda, benliğinde hissederek yol gitmek... İşte bu kadın, İtalyan gezgin Sandra Paola Carozzi. Yılların izlerini taşıyan, ama bir o kadar da yaşam dolu gözlerle karşımızda. Sandra, sadece bir turist değil, aynı zamanda 40 yıllık bir aşkın, kaybın ve vefanın izlerini taşıyan bir kadındı.

Otel yöneticisi Mansur Bey’in de katıldığı bu an, bir röportajdan çok, tarihin ve duyguların buluştuğu özel bir anı halini alıyor. Sandra, kendisini tanıtmaya başlamadan önce, motosikletine yönelip onu sevgiyle okşuyor. O an, gözlerindeki hüzünle karışan bir mutluluk, hepimizi derinden etkiliyor. “Gerçekten böyle bir aşk var mı?” sorusu, hepimizin aklından geçiyor.
11 Yıl önceki fotoğraflarla gelen hüzün
Sandra, gözleri Diyarbakır Surları’na dalarken, ruhu geçmişteki bir anıya, kaybettiği eşine gidiyor. Cep telefonundan 11 yıl önce, eşiyle birlikte Diyarbakır’a geldiklerinde çektikleri fotoğrafları gösteriyor.
Her bir fotoğraf, bir anının, bir gülüşün, bir sevdanın izlerini taşıyor. O karelere bakarken, gözleri nemleniyor. Eşinin, bu kadim kente ve Türkiye’ye olan sevgisini anlatan her bir kare, onu o kadar derinden etkiliyor ki, o an hepimiz nefesimizi tutuyoruz. İçten bir sessizlik, bu 11 yılın getirdiği acıyı ve 7 yıllık kaybı paylaşmak için yeterli oluyor.

Sorumuza verdiği duygusal yanıt
Duygularını daha da derinleştirerek anlatmaya devam ediyor Sandra:
“Evet, karar vermek zordu. Yedi yıl önce kaybettim onu… Ama birkaç kilometre sonra, kocamın sevdiği o yola koyulmak bana cesaret verdi. O yola çıkmasaydım, o kaybın acısı kalbimi daha fazla sarar, beni hayattan koparırdı. Birlikte gerçekleştireceğimiz Diyarbakır turunu tek başıma da olsa tamamlamak zorundaydım. Bu şehri, bu surları ikimiz için bir kez daha görmek… Bu, onun bana son hediyesi gibi.”

Sandra’nın gözleri dolarken, bizler de hem onun acısını hem de bu yolculuğun gücünü hissediyoruz.
Aşkın peşinden binlerce kilometre: 40 yıllık yolculuk
Sandra ve eşi, 40 yıl boyunca evli kaldılar. Hayatları boyunca, motosikletle dünyayı gezerek, aşklarını perçinlediler. Ancak eşini kaybettikten sonra, bu büyük aşkı ve yolculuğu tek başına devam ettirme kararı, Sandra’nın içindeki sevda duygusunu yeniden uyandırdı.

Sandra, eşinin kaybından sonra da, birlikte verdikleri “mutlaka tekrar gelelim” sözünü tutabilmek için İtalya’dan tek başına yola çıktı. Diyarbakır’a, ona ve eşine ait anılara, sevgilerine geri dönme kararı, Sandra’nın sadece fiziksel değil, duygusal bir yolculuğa çıkması anlamına geliyordu.
Sandra’nın anlattığına göre, Türkiye’ye her adım attığında, kendisini bir kez daha eşinin yanında hissetmiş. “Türki’ye halkının misafirperverliği ve yardımları, bana yalnız olmadığımı, kocamın hala benimle olduğunu hissettirdi,” diyor.
Bir motosiklet, bir aşk, bir destan: Diyarbakır Surları’nda
Sandra Paola Carozzi’nin minik turuncu motosikleti, sadece bir taşıma aracından çok daha fazlası. Bu motosiklet; yıllar süren bir aşkın, kaybın ve vefanın taşıyıcısı; bir kadının hayata tutunma biçimi, anıları yaşatma çabası. Diyarbakır Surları, sadece bir şehrin tarihini değil, aynı zamanda bir kadının kalbinde yaşattığı sonsuz bir sevgiyi taşıyor.





