Yağmurdan korunmak için her gün elimizden düşürmediğimiz şemsiyeler, bir zamanlar yalnızca kralların ve din adamlarının gölgesinde var oluyordu.

Bugün her kesimden insanın kullandığı bu taşınabilir eşya, aslında geçmişte güç, itibar ve seçkinliğin sembolüydü.

SEÇKİNLERİN KULLANDIĞI PRESTİJ SEMBOLÜ

Tarihte şemsiyeler yalnızca güneşten korunmak amacıyla kullanılıyordu.

Özellikle Eski Mısır’da ve Çin’de, yöneticiler için bir statü göstergesi olan şemsiyeler, genellikle hizmetliler tarafından tutulur ve yöneticinin otoritesini simgelerdi.

Bir çubuğa bağlı palmiye yaprakları ya da papirüslerden yapılan bu ilkel şemsiyeler, törenlerde sıkça karşımıza çıkıyordu.

Asur Kralı Sennacherib’in MÖ 700’lü yıllarda şemsiyeyle tasvir edilmesi, bu aksesuarın tarihsel önemine dair en eski örneklerden biri.

Sanat eserlerinde ve rölyeflerde, şemsiyenin yalnızca seçkin zümreye ait bir nesne olduğu net biçimde görülüyor.

ŞEMSİYENİN KÖKENİ VE DİLSEL YOLCULUĞU

Türkçeye Arapçadan geçen “şemsiye” kelimesi, “güneş” anlamına gelen “şems” sözcüğünden türetilmiş. Aynı şekilde Fransızca’daki “parasol” kelimesi de “güneşi kesen” anlamına geliyor.

Bu bile, şemsiyenin ilk amacının yağmur değil, güneşten korunmak olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

MODANIN BİR PARÇASINA DÖNÜŞTÜ

Şemsiyeler, Avrupa’da 1500’lü yıllarda piyasaya sürüldü ve hızla özellikle kadınlar arasında moda hâline geldi.

1700’lü yıllarda ise zarif, renkli ve küçük yapılarıyla birer stil tamamlayıcısı olarak öne çıktılar.

Paris’te düzenlenen moda gösterilerinde en yeni şemsiye modelleri sergilendi; adeta bir statü ve estetik sembolü hâline geldi.

ERKEKLERİN ŞEMSİYEYLE TANIŞMASI

Kadınlara özgü bir aksesuar olarak görülen şemsiyeyi erkeklerin de kullanabileceğini gösteren isim ise İngiliz yazar Jonas Hanway oldu.

1750’lerde Londra sokaklarında elinde şemsiyeyle dolaşan Hanway, alay konusu olsa da kararlılığı sayesinde bu nesnenin erkekler arasında da yaygınlaşmasını sağladı.

Öyle ki bir dönem İngilizler, şemsiyeye “Hanway” demeye başladı.

YAĞMURDAN KORUNMAK İÇİN İLK ADIMI ÇİNLİLER ATTI

Şemsiyeyi yağmurdan korunmak için ilk kullanan medeniyet Çin oldu.

Yağlı kâğıttan yapılan şemsiyeler, bal mumu ile kaplanarak su geçirmez hâle getirildi.

Zamanla deri, balina kemiği ve ahşap gibi daha dayanıklı malzemelerle üretildi. Ancak bu şemsiyeler oldukça ağırdı ve taşınması zordu.

1852 yılında İngiliz Samuel Fox bu sorunu çözdü. Çelik iskeletli ve hafif yapıya sahip ilk modern şemsiyeyi tasarladı.

Ardından Alman Hans Haupt, 1928’de bu tasarımı geliştirerek ilk katlanabilir portatif şemsiyeyi icat etti. Bu icat, şemsiyeyi günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası hâline getirdi.

MODERN ZAMANDA ŞEMSİYENİN YÜKÜ HAFİFLEDİ

Günümüzde şemsiyeler daha hafif, dayanıklı ve estetik bir hâl aldı.

Su geçirmez naylon, teflon kaplamalı alüminyum ve cam elyafından yapılan modern şemsiyeler, taşınabilirliği ve şıklığı bir araya getiriyor.

Artık sadece bir koruyucu değil; aynı zamanda bir moda ve kişilik ifadesi.

BİR EŞYADAN DAHA FAZLASI

Şemsiye, tarih boyunca bir nesneden çok daha fazlası oldu.

Güneşten korunmanın, güç gösterisinin, zarafetin ve sonunda günlük hayatın ayrılmaz bir parçası hâline geldi.

Kralların gölgesinden çıkıp sokaklara inen şemsiye, hâlâ hem gölge hem anlam taşıyor.

Muhabir: NAZMİ KAHRAMAN