DİYARBAKIR

Diyarbakır'ın ''manna'' tatlısını biliyor musunuz?

Diyarbakır’da kıtlık zamanlarında halkın doğadaki yabani otlar ve ''manna'' adlı tatlı maddeyle hayatta kaldığı belirtiliyor.

Abone Ol


Çeşitli tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre; 19. yüzyılın son çeyreğinde Diyarbakır’a gelen Bulgar göçmenlerin tanıklığı, şehrin geçmişteki doğal yaşam ve beslenme alışkanlıklarını gün yüzüne çıkarıyor.

Özellikle kıtlık dönemlerinde halkın, doğada kendiliğinden yetişen otlar, kökler ve hatta ağaçlardan akan tatlı maddelerle beslenmek zorunda kaldıkları belirlendi.

DİYARBAKIR'IN YABANİ OTLARI

Kaynaklarda, ebegümeci, kaz ayağı, kuş ekmeği, akbandır, uçkun, semizotu, nane otu, fesleğen ve yer mantarı gibi otların hem besleyici hem de kolay ulaşılabilir olmaları nedeniyle tercih edildikleri ifade edilerek, bazı bitkilerin çiğ, bazılarının ise pişirilerek tüketildikleri kaydediliyor.

Kıtlık yıllarında bu otlara olan talebin daha da arttığı ve doğanın adeta bir market işlevi gördüğü bildiriliyor.

KURTARICI GIDALAR: KENGER VE MANTAR

Özellikle kenger bitkisinin, hem kıtlık dönemlerinin kurtarıcısı hem de normal zamanların sofralık lezzetlerinden biri olduğu belirtilerek, ''Ancak, halkın bilinçsiz şekilde topraktan ot sökmesi beraberinde ciddi sorunlara da yol açtı'' deniliyor.

AĞAÇLARDAN ŞEKER YAĞIYORDU: MANNANIN SIRRI

O dönemlerde yalnızca toprakta değil, ağaçlarda da kendiliğinden ortaya çıkan besinler olduğu da belirtilirken, ''En ilginç olanı ise, Diyarbakır ve çevresinde 'manna' ya da yerel adıyla 'gezengevi' olarak bilinen, doğada kendiliğinden oluşan tatlı bir madde olduğu ifade ediliyor.

“Kudret helvası” adıyla da bilinen mannanın, ağaçların yapraklarına yağan beyazımsı bir tabaka olduğu kaydedilerek, şu bilgilere yer veriliyor:

''Uygun şekilde toplandığında pekmezi yapılır, hatta şekere alternatif olarak kullanılırdı. Günümüzde neredeyse tamamen unutulan bu gelenek, o dönem halkının doğayla kurduğu sıkı ilişkiyi gözler önüne seriyor.

Günümüz gastronomi araştırmacıları, manna gibi unutulmuş gıdaları ve kıtlık mutfağını yeniden keşfetmeye çalışıyor. Diyarbakır’ın bu kadim bilgisi, geleceğe ışık tutabilir.''

DAHA ÖNCE NE OLMUŞTU?

Diyarbakır, Osmanlı döneminde de sık sık kuraklık ve kıtlık gibi afetlerle karşı karşıya kalmıştı.

Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısı, hem göçler hem de iklim koşulları nedeniyle zorlu yıllar olarak kayıtlara geçti.

Aynı dönemde yaşanan kıtlıklar sadece Diyarbakır değil, Anadolu’nun büyük kısmını etkilemiş, devlet bile birçok yerde halkı doğaya yönlendirmişti.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">