Tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, 7. yüzyıl sonunda Bizans ile Sasani İmparatorluğu arasında görülmemiş bir barış dönemi yaşanıyordu.
Ancak bu sükûnetin, İmparator Maurice’in 602 yılında bir darbe ile tahttan indirilip öldürülmesiyle son bulduğu kaydedilerek, yerine geçen ve zalimliğiyle ban yapmış olan imparator Phocas'ın, yalnızca Bizans’ı değil, bölgedeki dengeleri de altüst ettiği belirtiliyor.
Maurice’in tahta geçmesine yardım ettiği II. Hüsrev'in, bu ihanetin intikamını almak için Bizans topraklarına saldırdığı ifade edilerek, 604 yılında Dara’yı dokuz ay süren kuşatma sonunda ele geçiren Pers ordusunun, kısa sürede Amida, Edessa, Harran, Halep ve hatta Filistin’e kadar yayıldığı bildiriliyor.
ŞEHİRLER KAPILARINI NEDEN AÇTI?
Tarihçi Sebeos’a göre, bu fetihler sadece askeri başarı değildi.
Halkın, Phocas’ın zulmünden kaçmak için Pers ordularına kendi elleriyle şehir kapılarını açtığı belirtilerek, Amida, Tella, Resu’l Ayn gibi şehirlerin, tahrip edilmemeleri şartıyla Sasanilere teslim olduğu kaydediliyor.
HERACLIUS VE BİZANS İMPARATORLUĞU
Tarihi kaynaklarda, 610 yılında Bizans tahtına çıkan Heraclius'a, yalnızca bir imparator değil, adeta bir kurtarıcı gözüyle bakıldığı, 624’te kış ortasında İran generali Shahrbarz’ı mağlup ederek Mezopotamya’daki en önemli şehirleri – Amida (Diyarbakır) Dara ve Martyropolis – yeniden Bizans topraklarına kattığı anlatılıyor.
Heraclius’un bu zaferinin, sadece askeri değil, sembolik bir dönüşü de temsil ettiği bildirilirken, yıkılan şehirler, yorgun askerler ve çöken bir moralin onun liderliğinde yeniden ayağa kalktığı, ancak bu son zaferlerin de uzun ömürlü olmadığı bildiriliyor.
BİR FIRTINA GİBİ GELEN İSLAM ORDULARI
Heraclius’un başarılarının üzerinden çok geçmeden, İslam ordularının sahneye çıktığı ifade edilirken, Doğu Roma'nın yeniden inşa ettiği savunmaların, bu kez yeni bir güç karşısında tutunamadığı, Fırat ile Dicle arasındaki tüm bölgenin Müslümanların eline geçtiği belirtiliyor.
BİZANS’IN GERİ DÖNÜŞ ÇABALARI
Bizans'ın bu yenilgiyi kabullenmediği, 10. yüzyıl boyunca birçok kez Mezopotamya’ya ordular gönderdiği belirtilerek, ''943, 958, 961, 966 ve 972 yıllarında Amida ve çevresinde yeniden hâkimiyet kurmaya çalıştı. Ancak bu girişimler, günlerle sınırlı başarılar dışında bir sonuç getirmedi. Hristiyan kaynaklara göre bu seferler, sadece geçici kazançlar değil, kalıcı yıkımlar bıraktı'' deniliyor.
Amida'nın (Diyarbakır), tarih boyunca yalnızca stratejik değil, sembolik bir şehir olduğu belirtilerek, Hüsrev’in öfkesiyle düşen, Heraclius’un kudretiyle ayağa kalkan bu kadim şehrin, sonunda İslam ordularının yükselişine tanıklık ettiği ve her savaş, her dönüş ve her yıkımın Amida’nın taşlarına bir kat daha tarih yazdığı anlatılıyor.