Tarih arşivlerinden çıkan bu paha biçilmez kare, bizi tam 135 yıl öncesine, götürüyor. Bu tek kare, günümüzün hareketli meydanı ile geçmişin sükuneti arasında nostaljik bir köprü kuruyor.
Fotoğrafta, Harput Kapı olarak da bilinen Dağkapı'nın önündeki toprak ve taş zemin, günümüzün asfaltla kaplı meydanından oldukça farklı. Kış sonu veya bahar başı olduğu anlaşılan mevsim, yapraklarını dökmüş ağaçlarla kendini belli ediyor.
Karenin en dikkati çekici unsuru ise o dönemin insanları. Bir grup Diyarbakırlı, surların dibine sıralanmış alçak taburelerde oturmuş, belki de bir yorgunluk molası vererek sohbet ediyor.
Onların yanında ayakta duran ve dönemin nizamını temsil eden resmi kıyafetli görevli ise sahneye tarihi bir ciddiyet katıyor. Bu an, teknolojiden uzak, insan ilişkilerinin ve sohbetin ön planda olduğu bir yaşam tarzının sessiz bir kanıtı gibi.
Bugün aynı noktada durup etrafa baktığımızda, bu fotoğraftaki sükunetin yerini alan dinamizm ve değişim baş döndürücü. O sakin toprak alan, şimdi binlerce aracın geçtiği, otellerin, iş merkezlerinin ve modern yapıların yükseldiği, şehrin en işlek noktalarından biri haline gelmiş durumda.
Korna sesleri, insan kalabalığı ve tempolu şehir hayatı, 135 yıl önceki o dingin anın ne kadar geride kaldığını bize hatırlatıyor.
Fotoğraf, Diyarbakır'ın sadece mimari olarak değil, sosyal ve kültürel olarak da ne denli büyük bir dönüşüm geçirdiğinin en net göstergelerinden biri.
Her şey değişirken, bir şey dimdik ayakta durmaya devam ediyor: Diyarbakır Surları. Fotoğraftaki insanların torunlarının torunları bugün belki de aynı kapıdan geçiyor.
Yollar, binalar, insanlar ve yaşam tarzları değişse de Dağkapı, yüzlerce yıldır olduğu gibi şehrin girişinde tüm heybetiyle durarak geçmişle gelecek arasında sarsılmaz bir köprü kuruyor.
Bu tek kare, bize o heybetli surların sadece taştan bir yapı olmadığını; altında sayısız hikâye, anı ve koca bir tarih barındıran yaşayan bir hafıza olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.