DİYARBAKIR

Diyarbakır'ı ''karanlık şehir'' olarak tanımladılar

Diyarbakır'a gelen bir çok batılı seyyah Diyarbakır'ı öve öve bitiremezken, azı seyyahlar da kenti ''karanlık şehir'' olarak tanımladı

Abone Ol

19. yüzyılda Diyarbakır’a seyahat eden Avrupalı seyyahlar, şehirle ilgili oldukça dikkati çekici ve eleştirel gözlemlerde bulundu. O dönem kaleme alınan seyahat notları, Diyarbakır’ın o yıllardaki fiziksel ve sosyal yapısına dair karanlık bir tablo sunuyor.

SİYAH TAŞLAR, KARA KÖPEKLER, KASVETLİ SOKAKLAR

1878 yılında şehri ziyaret eden Grattan Geary, Diyarbakır’ı ''gönlü kara bir şehir'' olarak tanımladı.

Geary, kara renkli surların, koyu renkli taşların ve hatta sokak köpeklerinin bile siyah olması nedeniyle şehrin genel görünümünü son derece karanlık bulduğunu ifade etti.

Aynı yıl şehre gelen Henry C. Barkley ise benzer gözlemleri paylaştı.

Barkley, Diyarbakır’ı “ilk görüşte âşık olunacak bir şehir değil” sözleriyle tarif etti.

Dar ve kirli sokakları, yüksek ve sert duvarları, kasvetli atmosferi ile kenti bir “ölüler şehri” olarak nitelendirdi.

YIKIK EVLER, HASTALIK DOLU SOKAKLAR

15 Haziran 1838’de Diyarbakır’a gelen V. Pollington ise şehirde geçirdiği üç günlük sürede, harabe evler ve toz bulutlarının taşıdığı hastalıklardan söz etti.

Gözlemlerini, “Diyarbekir bana şimdiye kadar gördüğüm en nahoş yer gibi görünüyor” cümlesiyle özetledi.

1842’de şehri ziyaret eden J. P. Badger, halk arasında yaygın olan bir Arapça atasözünü aktardı:

“Diyarbakır’da kara taşlar, kara köpekler ve kara kalpler vardır.”

Bu atasözü, dönemin halk belleğinde kentin nasıl algılandığını çarpıcı şekilde yansıtıyor.

DİYARBAKIR ÇIBANI VE SU KORKUSU

G. Hepworth ise kentte yaygın olan salgın hastalıklara dikkati çekti.

Özellikle “Diyarbakır Çıbanı” olarak bilinen ve kötü izler bırakan bir hastalık nedeniyle, şehrin suyundan içmeye çekindiğini yazdı.

Bu tür hastalıkların varlığı, o dönem şehirdeki yaşam kalitesinin düşüklüğüne işaret ediyor.

SALGIN, İSTİLA, GÖÇ

Tarihi kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Diyarbakır 1700'lü yıllardan 1900'lü yılların başına kadar, çekirge istilası, veba, kolera salgınları, güvenlik, göç ve ölümlerle boğuştu.

Musul’da baş gösteren salgınların Cizre, Mardin'den sonra Diyarbakır’a sirayet ettiği belirtilirken, kolera salgınlarının kesintisiz olarak 1895’e kadar devam ettiği belirtiliyor.

Diyarbakır'da 1712, 1716 ve 1762 yıllarında 3 büyük veba, 1843, 1848, 1851, 1866 ve 1879 yıllarında toplam 5 kez büyük kolera salgını yaşandığı kaydediliyor.

Salgınların etkisinin 1900'lere kadar devam ettiği ve bu seyyahların da bu dönemde geldikleri ifade edilerek, bu nedenle kentle ilgili gözlemlerinin olumsuz yansıdığı kaydediliyor.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-3665521868588912">