Diyarbakır...Surların ardında yankılanan ezgilerin, taş sokaklarda büyüyen yeteneklerin, düğünlerde, mevlitlerde, radyolarda hayat bulan müziğin şehri. Bu şehir, sadece folklorik ezgileriyle değil; aynı zamanda Türk sinemasına yön veren sanatçılarla da hatırlanıyor.
İşte bu nostaljik fotoğraflarda gördüğümüz müzisyenlerden biri, daha sonra Sami Hazinses adıyla tanınacak olan Samuel Agop Uluçyan. 1925 yılında Diyarbakır’da doğan Hazinses, Yeşilçam’da 100’ün üzerinde filmde rol aldı, ama esas izi müzikle bıraktı.
SAHNEDEN PERDEYE, BİR MÜZİĞİN HİKÂYESİ
İlk gençlik yıllarında Diyarbakır’da keman, cümbüş ve vokal üçlüsüyle müzik yapan Sami Hazinses’in arşivlerde kalan bu fotoğrafı, onun sanat yolculuğunun ilk adımlarını belgeliyor.
Mikrofonun başında duran genç adam, bir gün Türk sinemasında “Şoför Nebahat”, “Çileli Bülbül”, “Fosforlu Cevriye” gibi filmlerin müziklerine imza atacak bir besteciye dönüşecekti.
1950’li yılların başında İstanbul’a giderek sinema dünyasına adım atan Hazinses, sadece oyunculuğuyla değil, müzikleriyle de Yeşilçam’ın ruhunu şekillendirdi.
Bestelediği eserler, dönemin film müzikleri arasında ayrı bir yere sahipti. Onun ezgileri, kah bir dram sahnesini, kah bir aşk hikâyesini gözyaşıyla süsledi.
DİYARBAKIR’IN SESSİZ TANIKLARI
Fotoğraf. (soldan sağa) KemanHüsnü İpekçi, solist Sami Hazinses, cümbüş Sobacı Antranik
Bugün bakıldığında sadece siyah-beyaz bir anı gibi duran bu fotoğraflar, aslında Diyarbakır’ın çokkültürlü müzik geleneğinin de sessiz tanıkları.
Şehirde Ermeni, Süryani, Yahudi ve Müslüman cemaatlerin ortaklaşa yarattığı müzikal miras, Sami Hazinses gibi isimlerde hayat buldu.
Hazinses’in müziği, hem doğduğu kentin ezgilerini hem de Yeşilçam’ın büyülü atmosferini bir araya getiriyordu.
Onun notalarında Diyarbakır’ın dar sokakları da vardı, İstanbul’un stüdyolarındaki kalabalık film setleri de...
UNUTULMAYAN EZGİLER, UNUTULMAYAN BİR İSİM
Sami Hazinses, yalnızca bir aktör ya da besteci değil; Diyarbakır’dan çıkmış bir kültür elçisiydi. Bugün onun hakkında çok şey unutulmuş olabilir ama bu kare, arşivlerin tozlu raflarından çıkan güçlü bir hatırlatma.
Diyarbakır’dan Yeşilçam’a uzanan bu yolculuk, bir şehrin sesiyle bir ülkenin hafızasını buluşturan eşsiz bir hikâyedir.