Dönemin resmi vergi kayıtlarına bakıldığında şehirde ilk etapta 46 esnaf grubunun faaliyet gösterdiği sanılıyordu. Ancak araştırmacılar, dönemin mahkeme (şer’iyye sicilleri) ve vakıf kayıtlarının derinliklerine indiğinde ezber bozan bir tabloyla karşılaştı: Diyarbakır’da aslında 100 farklı esnaf grubu üretim yapıyordu!
Bu devasa rakam, Diyarbakır’ın o dönemde sadece bölgesel bir merkez olmadığını; Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan efsanevi İpek Yolu’nun en canlı, en stratejik kıtalararası duraklarından biri olduğunu bilimsel olarak kanıtlıyor.
ESNAF ARİSTOKRASİSİ
Ortaya çıkan belgeler, şehirde sadece niceliksel bir zenginlik değil, aynı zamanda çok güçlü bir "esnaf aristokrasisi" olduğunu da gösteriyor.
Dönemin Diyarbakır’ında hem ekonomiye hem de şehir yönetimine yön veren, nüfuz sahibi en güçlü meslek grupları ise şunlardı:
Cüllahlar (Dokumacılar): İpeği ve pamuğu adeta birer sanata dönüştürerek şehrin devasa tekstil altyapısını omuzlarında taşıyorlardı.
Bezzazlar (Kumaş Tüccarları): Dünyanın dört bir yanından gelen lüks kumaşları şehre getiren ve Diyarbakır’ın dış ticaret vizyonunu belirleyen, kentin en zengin sınıfıydı.
Debbağlar (Deri İşleyicileri): Nehir kenarındaki atölyelerde, oldukça ağır şartlar altında çalışıyorlardı. Ancak ürettikleri kaliteli Diyarbakır derisini dünyaya ihraç ederek çok yüksek gelirler elde ediyorlardı.
Hallaçlar ve Kumaş Boyacıları: Dokuma sektörünün gizli kahramanlarıydılar. Hünerli elleriyle kentin üretimine adeta renk veriyorlardı.
Habbazlar (Fırıncılar) ve Bakkallar: Şehrin beslenme (iaşe) zincirini koruyan, fiyat istikrarını sağlayan ve toplumsal huzur açısından stratejik öneme sahip esnaflardı.




