Diyarbakır’da geçmişte düzenlenen düğünler, sosyal yapıyı, kültürel çeşitliliği ve toplumsal rolleri yansıtan önemli bir geleneksel pratik olarak öne çıkıyor.
Erkeklerin ve kadınların ayrı ayrı düzenlediği törenler, dillerin ve müziklerin iç içe geçtiği, sembollerin özenle korunduğu bir yapı sergiliyordu.
Kına geceleri, kadınlara ait bir alan olarak görülüyordu. Kadınlar bu geceye son derece rahat kıyafetlerle katılırdı.
Def, cümbüş, klarnet çalan kadın müzisyenler hem Müslüman hem gayrimüslim olabiliyordu. Şarkılar çoğunlukla Türkçe söylenir, bazı yerlerde Kürtçe ve Zazaca türküler de eklenirdi.
Kına gecelerinde genç kızlar tiyatral oyunlar ve düğme oyunu gibi gösteriler düzenlerdi.
DÜĞÜN SANATÇILARI
Zengin aileler “Çalıkçı Ayşe” gibi tanınmış kadın müzisyenleri düğünlere davet ederdi.
Fakir aileler ise “Kör Seyfo” gibi daha uygun maliyetli müzisyenleri tercih ederdi.
Kadın sanatçılar arasında Mevlüde ve Fikriye gibi isimler de düğünlerde sahne alır, orta oyunları oynanırdı.
Ayrıca Tahir Müjde, Recep Kaymak ve Kenan Temiz gibi erkek sanatçılar da erkeklerin düzenlediği kına gecelerine çağrılırdı.
HELELE BASMAK, ZİYARETLERE GİTMEK VE FAYTONLA GEZDİRME GELENEĞİ
Damadın düğünde ortaya oturtulup giydirilmesi sırasında “helele basma” denilen ritüel yapılırdı.
Akşamları sokaklarda “löküs” denilen fenerlerle aydınlatma sağlanır, bazı kına gecelerinde içki ikram edilirdi.
Gelin, düğün sonrası faytonla şehir içinde gezdirilir, mutlaka Hz. Süleyman ziyareti gibi kutsal yerlere götürülürdü.
DİLLER BİR ARADA, AYRIM YOK
Düğünlerde söylenen türkülerde dilsel çeşitlilik hakimdi. Türkçe başta olmak üzere Kürtçe ve Zazaca da söylenir, herkes kendi dilinde türkü okurdu.
1930’lu yıllarda resmi kurumlarda kısıtlamalar olmuş olsa da, halk arasında günlük yaşamda böyle bir ayrım söz konusu değildi.
ÜÇ GÜN ÜÇ GECE SÜREN DÜĞÜNLER, KAZANLARLA PİŞEN YEMEKLER
Düğünler genellikle üç gün üç gece sürerdi. Büyük kazanlarda yemekler pişirilir, fakir-fukara dahil herkes bu yemeklerden faydalanırdı.
Bu törenler sadece evlilik değil, toplumsal dayanışmanın ve kültürel birlikteliğin de bir göstergesiydi.
ÇALIKÇI VE HELELE BASMA NEDİR?
Çalıkçı, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, başta Diyarbakır olmak üzere birçok yerde kullanılan yerel bir ifadedir ve geleneksel düğün kültüründe özel bir anlam taşır.
Çalıkçı, düğün, kına, nişan ve benzeri eğlencelerde; türkü söyleyen, oyun oynatan, halkı eğlendiren, sunuculuk yapan, oyunculuk yapan ve genellikle kadın olan kişilere denir.
Çalıkçılar, genellikle def, cümbüş, darbuka gibi enstrümanlar kullanır. Halk oyunları başlatır, yönetir. Mizahi şarkılar, ağıtlar, türkülü diyaloglar söyler.
Diyarbakır'da “Çalıkçı Ayşe” gibi isimler halk arasında tanınır, zengin aileler bu kişileri düğünlerine özel olarak getirirdi.
Yani çalıkçı, günümüzdeki anlamıyla bir halk sanatçısı, yerel sahne sanatçısı ve düğün eğlendiricisi karışımı bir roldür.
HELELE BASMA
"Helele basma", Diyarbakır ve çevresinde yapılan geleneksel düğünlerde damatla ilgili gerçekleştirilen ritüel temelli eğlenceli bir uygulamaydı.
Helele basma, düğün sırasında: Damat ortaya oturtulurken veya giydirilirken, erkek arkadaşları, yakınları ve davetliler tarafından
"Helele helele!" gibi ritmik sözler eşliğinde tempo tutularak, alkışlarla, bazen baston veya sopa ile yere vurarak yapılan bir eğlence ve tören biçimidir.
Bu uygulama, damadı duygulandırmak, hatta ağlatmak amacı taşıyan geleneksel türkü ve gösterilerin bir parçasıdır.
Nereden gelir?
“Helele” kelimesi, ritmik, melodik ve coşku verici bir nida olarak Kürtçe ve Türkçe halk müziğinde kullanılır.
Bu tür seslenmeler, düğün ve halk eğlencelerinde toplu katılımı ve tempo tutmayı sağlar.
Bazı durumlarda bu sırada damat giydirilir, duygusal türküler söylenir ve bu tören sembolik olarak "yeni hayata geçiş" anlamı taşır.